Türkiye bağlantısız değil çok bağlantılı bir ülke

CUMHURBAŞKANI Erdoğan'ın Şanghay mesajını "Doğu mu, Batı mı" diye okumak eksik kalır.

Erdoğan, Türkiye'nin Çin ve Rusya öncülüğündeki Şanghay İşbirliği Örgütü'yle ilişkilerini tam üyelik düzeyine taşıyabileceğini söyledi. Ancak bunun Batı'dan ya da NATO'dan kopuş anlamına gelmediğini özellikle belirtti. Türkiye şu anda örgütün diyalog ortağı...

Bana göre burada daha ilginç bir kavram doğuyor.

Çok bağlantılı ülke...

Eski dünyanın sorusu şuydu.

Türkiye NATO'da olabilir, AB'yle Gümrük Birliği içinde bulunabilir, Çin'le ticaretini büyütebilir, Rusya'yla enerji ilişkisi kurabilir, Şanghay'la yakınlaşabilir. Orta Asya ve Körfez'le stratejik bağlarını artırabilir.

Bu kolay bir denge değil.

Ama başarılı olursa jeopolitik avantaj.

Türkiye bağlantısız değil, çok bağlantılı ülke olmanın yol haritasını yazıyor.

Asıl soru şu...

Ülkeler tek bir bloka mı ait olacak

Haberin Devamı

Yoksa aynı anda birkaç masada oturabilmek yeni stratejik üstünlük mü olacak

Göreceksiniz Türkiye çok yakında bütün bu dengeleri kuran, dünyayı yeniden yorumlayan bir ülke olarak dile getirilmeye başlanacak.

Çünkü yeni dünyanın gücü belki de bir masayı seçmekten değil, bütün masalarda söz sahibi olabilmekten geçecek.

Türkiye'nin coğrafyası yıllarca kaderi olarak anlatıldı.

Belki de artık o coğrafyayı kader değil, kaldıraç olarak görmenin zamanı.

Türkiye'nin önündeki büyük fırsat da tam burada duruyor.

AKILLANARAK BÜYÜME DÖNEMİNE Mİ GİRDİK

ORTA Vadeli Program açıklandı. 2029'da yüzde 9 enflasyon, yüzde 5 büyüme... Çoğu kişinin takıldığı yer enflasyonun tek haneye inip inemeyeceği. Ama bence OVP'nin en zorlu tarafı enflasyon hedefi değil.

Asıl iddialı olan; enflasyon yüzde 28'lerden yüzde 9'a doğru gerilerken, büyümenin yüzde 3.3'ten yüzde 5'e çıkabileceğinin varsayılması. Normalde dezenflasyon süreci büyümeyi baskılar, çarkları yavaşlatır. Oysa program bize tam aksini söylüyor.

Daha düşük enflasyonla daha yüksek büyüme aynı anda mümkün.

Peki nasıl Cevap metnin arasına serpiştirilmiş tek bir anahtar kelimede gizli. Verimlilik.

Haberin Devamı

Toplam Faktör Verimliliği'nin her yıl büyümeye ortalama 1.1 puan katkı sağlamasını hedefleniyor. Bu ekonomi politikasında zihniyet değişiminin işareti. Türkiye yıllardır verimliliği "olsa iyi olur" dediği bir unsur olarak gördü. İlk kez yapay zekâ destekli otonom üretim, düşük karbonlu sanayi ve yüksek teknoloji doğrudan büyüme denkleminin merkezine konuluyor.

Şimdi izlememiz gereken asıl süreç, bu hedefin sahada nasıl karşılık bulacağı. Eğer bu dönüşüm başarılırsa, Türkiye'deki ekonomi tartışması nihayet "Ne kadar katma değer aldık" noktasına gelir.

Güney Kore'yi çipte, Almanya'yı makinede, Amerika'yı yazılımda öne geçiren sır daha çok çalışmak değil; aynı sürede daha yüksek değerli işler üretebilmek.

Haberin Devamı

Belki de Türkiye ekonomisinin aradığı o yeni ve taze hikâye sadece büyümek değil.

Akıllanarak büyümek.