Haklısınız; gündem sadece yoğun değil, neredeyse nefes aldırmıyor.
Zaman, haberin önüne geçti; haber ise anlamın.
Sabahın ilk saatlerinde parlayan bir başlık, akşam olmadan arşive düşüyor.
Eskidiği için değil, üzerine daha yenisi geldiği için.
Gündem artık ilerlemiyor; üst üste yığılıyor.
Ve biz, o yığının altında kalıyoruz.
Siyasetin dili de sert, keskin, çoğu zaman bağırarak konuşan bir dil.
Ama sadece siyaset değil mesele; gündelik hayat da aynı tonda.
Hızlı, sabırsız, tahammülsüz.
Oysa siyaset dediğimiz şey; teoride, ortak aklın alanı olmalıydı.
Uzlaşmanın, konuşmanın, dinlemenin dili.
Pratikte ise çoğu zaman bir gürültü yarışına dönüştü.
Kim daha yüksek sesle konuşuyorsa, haklı sayılıyor.
Bu tablo yalnızca bize özgü değil; dünya da benzer bir ruh halinde.
Ama Türkiye'nin gündemi başka türlü yoruyor insanı.
Haberin DevamıDaha ani, daha sert, daha kişisel.
Bu hızlanmanın en büyük katalizörü ise sosyal medyadır.
Zamanı sıkıştırdı, dikkati parçaladı.
Sosyal medya, haber alma özgürlüğünü genişletti belki ama haberin ağırlığını azalttı.
Artık herkes bir yayıncı; bir muhabir, herkes bir editör.
Ama editörlük, herkesin yapabileceği bir iş değil.
Çünkü haber, sadece aktarmak değil; ayıklamak demektir.
Seçmek demektir, bağlam kurmak demektir.
Her bilgi, kamusal değildir.
Her doğru, paylaşılmak zorunda değildir.
Her duygu, başlık olamaz.
Bu ayrımlar silindikçe, bilgi çoğaldı ama bilgelik azaldı.
Haber arttı ama gerçek bulanıklaştı.
Bu yüzden bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, daha fazla içerik değil; daha nitelikli içerik.
"İçerik kraldır" sözü hala geçerli.
Ama artık bu krallık, kalabalıklar üzerinde değil, vicdanlar üzerinde kuruluyor.
Ben yine de, bütün bu gürültünün ortasında küçük bir kişisel reçete önermek istiyorum.
Sosyal medya detoksu.
Geçici bir geri çekilme.
Bir tür zihinsel oruç.
Ben zaman zaman yapıyorum.
Ve fark ediyorum ki dünya, ben bakmayınca da dönmeye devam ediyor.
Gündem, benim yorumum olmadan da akıyor.
Ve bu fark ediş, insana tuhaf bir hafiflik veriyor.
Detoks, kaçmak değil.
Daha temiz bir zihinle geri dönmek.
Yavaşlamak, süzmek, seçmek.
Haberin DevamıBu yazıları yazmaya devam edeceğiz
Bu yıl siyasetin önüne gelen en ertelenemez başlıklardan biri kadınlar ve gençler.
Kadınlarımızı koruyamıyoruz.
Her gün birkaç kadın cinayeti haberi düşüyor ekranlara.
İsimler değişiyor, şehirler değişiyor ama hikaye neredeyse aynı kalıyor.
Ben de bir gazeteci olarak sık sık bir ikilemin içine düşüyorum.
Bu haberleri daha çok yazdıkça, öne çıkardıkça bir yanlışı büyütüyor muyuz
Şiddeti yeniden mi üretiyoruz
Yoksa susarak mı daha büyük bir suça ortak oluyoruz
Ama şunu da biliyorum:
Bu haberler yazılmadığında, konuşulmadığında, gündemde tutulmadığında hiçbir şey değişmiyor.
Her "bir kadın daha" haberi, aslında önlenebilecek bir cinayetin kaydı.
Haberin DevamıÇoğunun arkasında korunma talebi var, uzaklaştırma kararı var, ihmal var.
Yani kader yok, tesadüf yok.
Bu noktada sorumluluğu bireylerin omzuna yıkmak kolaycılık.
"Toplum bilinçlensin", "aile yapısı korunsun" gibi yuvarlak cümleler artık yetmiyor.
Yasalar sadece kağıt üzerinde kalmamalı.
Koruma kararları gerçek korumaya dönüşmeli.
Cezasızlık hissi ortadan kalkmalı.
Kadının beyanı, gerçekten esas alınmalı.
Çocuklarımız ve gençlerimiz de bu tablonun dışında değil.
Bugün koruyamadığımız kadınlar, yarının travmalı çocukları demek.

4