HEMEN her gün Demirören Haber Ajansı'ndaki arkadaşlarımla sohbet ederim. Hem gündemi konuşur hem de o günün yaşanan olayları hakkında sohbet ederiz.
Dün İzmir yağmurlu, gündem sakindi.
Öne çıkan haberlerin başında Manisa'daki cinayet vardı. Turgutlu'da odun-kömür satışı işiyle uğraşan Ömer Coşkun, boşanma aşamasındaki eşini ve ailesini öldürüp sonda da eve gidip uyumuştu.
4 kişiyi öldürüp, sonra da hiçbir şey yokmuş gibi uyumak önemli bir ayrıntıydı.
Sonra konu geçtiğimiz ay İzmir'de yaşanan taksici cinayetine geldi.
Deniz Örer'i başından vurarak öldüren ve aracını gasp eden 24 yaşındaki Doğuş Meşe'nin görüntülerinden konu açıldı.
Meşe, olayda kullandığı tabancayı kısa bir süre önce alıyor, iş yerine yakın bir alanda bulunan trafo yakınına saklıyor.
Bir insan neden silah alır, nasıl alır; o da ayrı bir yazı konusu olsun.
Tabancayı yanına alarak evine götürmek istiyor ama toplu taşımada dikkat çekeceğini düşündüğü için taksiye biniyor.
Haberin DevamıSilahı sakladığı yere taksiyle gidiyor, valizi alıyor ve hiçbir olay olmamasına rağmen Deniz Örer'i başından vuruyor.
Cesedi araçtan sokağa bırakıp taksiyi de alarak kız arkadaşına gidiyor, araçta birlikte uyuşturucu kullanıp İzmir'de geziyorlar.
Yine her şey normal, hiçbir şey yokmuş gibi...
Bu ve benzeri çok olay yaşanıyor.
Kadın cinayetleri bitmiyor, şiddet olaylarının arkası kesilmiyor.
Bu olayların arkasındaki bu insanların motivasyonunu anlamaya çalışıyoruz.
Birçok başlık olabilir.
Hayatın zorlukları, maddi imkansızlıklar, sorunlu aile ilişkileri, sevgisizlik ve birçok detay...
Ama bu vakaların artmış ve artıyor olması hepimizi ilgilendiriyor.
Başta devletin ama her birimizin yapması gerekenler var.
Bazen bir ülkenin ruh halini anlamak için istatistiklere değil, insanların nasıl davrandığına bakmak gerekir.
Ve son dönemde karşımıza çıkan manzara şu.
Öfke var ama kontrol yok.
Şiddet var ama vicdan sanki aradan çekilmiş.
Oysa hiçbir cinayet 'normal' değildir.
Hiçbir insan, bir başkasının hayatını alacak kadar hak sahibi değildir.
Medyaya düşen önemli görevler de var
GAZETECİ arkadaşlarımla yaptığım sohbetlerin bir süredir değişmeyen bir başlığı var.
Haberin DevamıMedyanın durması gereken yer; konumu, bakış açısı...
Aslında mesele basit gibi görünüyor ama cevabı son derece karmaşık bir soruya dayanıyor:
Şiddet haberlerini vermek, şiddeti artırır mı
Bu soruya net bir "Evet" ya da "Hayır" demek kolay değil.
Medya bir olayı haber yaptığı için o olay doğrudan artmaz.
Ama o olayın nasıl anlatıldığı, ne kadar tekrar edildiği, hangi dil ve hangi tonla verildiği; işte tam da orası toplumun ruh haline dokunur.
Bir cinayet haberi bazen bir bilgi değildir sadece.
Bir atmosfer yaratır, bir duygu üretir.
Diğer yandan şu soruyu da görmezden gelemeyiz.
Medya bu haberleri vermezse biz neyin farkına varacağız
Kadın cinayetlerini kim konuşacak
Haberin DevamıŞiddetin görünmeyen yüzünü kim ortaya çıkaracak
Yani medya bir bıçak sırtında yürüyor.
Bir yanda gerçekleri saklamamak sorumluluğu, diğer yanda o gerçekleri verirken toplumu karartmamak yükümlülüğü...
Haberleri nasıl verdiğimiz medyanın bence en çok dikkat etmesi gereken detay.
Faili merkeze koyan, onu görünür kılan, hatta istemeden de olsa 'hikayeleştiren' bir dil mi
Yoksa; mağduru, toplumsal yarayı ve çözümü öne çıkaran bir bakış mı
Bugün belki şunu daha açık konuşma zamanı...

5