TÜRK futbolunda yıllardır "Kaç yabancı oynasın" tartışması var. Kulüpler milyonlarca Euro bonservis ödüyor, futbolcularla uzun sözleşmeler yapıyor.
Sonra yabancı kontenjanı veya yaş kriteri nedeniyle kadroda yer açmak zorunda kalıyor. Bir futbolcuyu satmak istemekle, satmak zorunda olmak arasında fark var.
Avrupa'daki kulüp sizin kontenjan açmak zorunda olduğunuzu biliyor, bekliyor.
Transfer dönemi sonuna yaklaştıkça fiyat düşüyor; bazen de bedelsiz bir çıkışa dönüşüyor.
Yani kulübün milyonlarca Euro'luk varlığı kendi ülkesindeki bir düzenleme nedeniyle değer kaybediyor.
Kulüplere yıllardır; "Borçlarınızı azaltın, mali disipline girin, gelirlerinizi artırın" diyoruz. Ki çok doğru.
Ama aynı kulübün milyonlarca Euro yatırdığı futbolcuyu kontenjan nedeniyle elden çıkarmak zorunda kalmasına yol açıyoruz.
Bu iki politika birbiriyle çelişiyor.
Çünkü her sporcu aynı zamanda kulübün ekonomik varlığı.
Haberin DevamıBen yabancı kuralının tamamen kalkıp kalkmamasından daha önemli bir tartışma olduğunu düşünüyorum.
Türkiye'nin ihtiyacı her sezon değişen formüller değil, öngörülebilir bir futbol ekonomisi.
Bir kulüp dört yıllık sözleşme imzaladığında, dört yıl boyunca karşılaşacağı temel kuralları bilmeli.
Kural değişecekse de geçiş süresi konulmalı.
Genç Türk oyuncuların daha fazla oynamasını istiyorsak bunun yolu da yabancıyı yasaklamak olmamalı.
Türk oyuncu yetiştireni ödüllendirelim, altyapıya yatırım yapanı teşvik edelim.
Genç futbolcu oynatan kulübe ekonomik avantaj sağlayalım.
Yıllardır "Kaç yabancı olsun" diye tartışıyoruz.
Belki artık soruyu değiştirmenin zamanı geldi.
Türkiye nasıl daha fazla futbolcu yetiştirir, değerini artırır ve dünyaya satar
Türk futbolunun geleceğini belirleyecek soru bence bu.
Victor Osimhen - Dusan Vlahovic - Muhammed Salah - Mason Greenwood
CEO HANGİ ARA POP YILDIZINA DÖNÜŞTÜ
VENEDİK Film Festivali başladı.
Benim merak ettiklerim arasında bir belgesel var.
Yönetmen Alex Gibney'nin Elon Musk'ı anlattığı dört saatlik "Musk".
Bir teknoloji şirketinin patronu, Venedik'te dört saatlik bir filmin başrolünde.
Haberin DevamıBence bu bile başlı başına bir dönemin işareti.
Çünkü Musk artık sadece Tesla'nın, SpaceX'in ya da X'in patronu değil.
İlginç bir karakter; milyarder, mucit, provokatör, biraz siyasi aktör, biraz da pop yıldızı...
Alex Gibney de Musk'ın başarı hikâyesini anlatmakla yetinmiyor.
O gücün nasıl oluştuğuna, Musk'ın etrafında yaratılan mitolojiye ve zamanla kişiliğinin şirketlerinin önüne nasıl geçtiğine bakıyor.
Hatta belgesel için konuşacak insan bulmanın bile kolay olmadığı anlatılıyor.
Aslında Musk belgeseli bize iş dünyasının geçirdiği büyük dönüşümü de gösteriyor.
Steve Jobs'la başlayan, Musk'la başka bir boyuta ulaşan bir dönem bu.
Yeni kuşağın bazı CEO'ları artık sadece şirket yönetmiyor.
Haberin DevamıMilyonlarca insanın davranışlarını, yatırım kararlarını, tüketim alışkanlıklarını, hatta siyasi tartışmaları etkiliyorlar.
Bir zamanlar şirketler patronlarını meşhur ederdi.
Şimdi bazen patronlar şirketlerinden daha büyük markalara dönüşüyor.

2