Bahçeli'ye katılıyorum, altına imzamı atıyorum... Avrupa Türkiye'siz yapamaz

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin grup toplantısında Avrupa Birliği ile ilgili söylediklerinin altına imzamı atarım.

Gerçekten de öyle...

"Türkiye'nin yeri Avrupa'nın bekleme salonu değildir."

Bu cümle bence sadece siyasi söylem değil, stratejik gerçeğin bir ifadesi.

Son 30-40 yılda Avrupa Birliği, dünyanın değişimini okumakta da teknolojik dönüşümü yakalamakta da yeni jeopolitik dengeleri anlamakta da çoğu zaman geç kaldı.

Türkiye gibi stratejik öneme sahip ülkeleri yıllarca bekletti.

Kırdı; küstürdü.

Ve en önemlisi, kendi geleceğini dar bir siyasi bakışın içine hapsetti. Oysa dünya bambaşka bir yöne gitti.

Enerji hatları değişti. Savunma anlayışı yeniden yazıldı.

Göç artık yalnızca insani değil, güvenlik meselesi haline geldi.

Yapay zekâdan kritik madenlere kadar yeni bir ekonomik rekabet başladı.

Avrupa ise uzun süre eski dünyanın refleksleriyle hareket etti.

Bahçeli'nin konuşmasında dikkat çektiği nokta tam da buydu.

Haberin Devamı

Türkiye'nin üyelik sürecinin teknik kriterlerden çok siyasi önyargılarla yürütüldüğünü söyledi.

Açılması gereken fasılların bloke edildiğini, verilen sözlerin tutulmadığını, Türkiye'nin haklı beklentilerinin sürekli ertelendiğini hatırlattı.

Ve ardından şu soruyu sordu.

"Türkiye'nin dışlandığı yıllar Avrupa'ya ne kazandırdı"

Gerçekten de...

Göç krizi çözüldü mü Enerji güvenliği sağlandı mı Savunma kapasitesi güçlendi mi Avrupa bugün jeopolitik olarak daha güvenli bir kıta mı

Hepsinin cevabı; koca bir hayır...

Tam tersine Avrupa, her kriz döneminde yeniden Türkiye'nin kapısını çalmak zorunda kaldı.

Çünkü Ukrayna'dan Karadeniz'e, Balkanlar'dan Kafkasya'ya, Doğu Akdeniz'den Ortadoğu'ya kadar uzanan coğrafyada Türkiye'siz olamıyor.

Bahçeli'nin şu tespiti de bu yüzden önemliydi.

"Türkiye'nin hesaba katılmadığı hiçbir enerji koridoru sürdürülebilir olmayacaktır. Türkiye'nin dışarıda bırakıldığı hiçbir bölgesel istikrar projesi başarıya ulaşamayacaktır."

Türkiye yıllarca Avrupa'nın kapısını çaldı.

Şimdi Avrupa Türkiye'nin kapısını çalacak.
BODRUM ARTIK BAŞKA BİR YERE KOŞUYOR
YAZ başında iki kere Bodrum'a gittim.

Her zaman olduğu gibi benzer yorumlara yine rastladım.

Ama ben birkaç yıldır farklı bir Bodrum görüyorum.

Haberin Devamı

Yabancı turist eski yılların gerisinde olabilir.

Ama yatırımların dili tamamen uluslararası olmuş durumda.

Bvlgari geliyor; Courche de.

Cheval Blanc'ın sahibi LVMH grubu; Louis Vuitton, Moet & Hennesy'nin bir şirketi. Bvlgari'den sonra ikinci marka Cheval Blanc olacak.

Bodrum artık Saint-Tropez, Mykonos, Capri, Porto Cervo ile aynı cümlede anılmak istiyor.

Bu iddialı bir hedef.

Yaz başı yarımadayı dolaşırken denizden çok yatırımlara baktım.

MeselaLucca Beach'in Demirbükü'ne gelmesi en çok konuşulan açılışlardan biriydi.

Biraz ilerideMaçakızı...

Yıllardır Bodrum'un klasikleri arasında ama artık sadece bir otel olarak görmek haksızlık olur.

SonraZai Yaşam...

Haberin Devamı

Belki de Bodrum'un ruhunu en iyi anlatan adreslerden biri. Restoranıyla, sanat etkinlikleriyle, konserleriyle ve doğaya saygılı yaklaşımıyla "iyi yaşam"ı anlatıyor.

Casa Solson dönemin yükselen gastronomi adreslerinden biri.

Bir başka dikkat çekici gelişme iseBobo by The Staycephesinde yaşandı.

Bir süre kapalı kalmasının ardından yeniden hayat bulması, Bodrum'un ne kadar hızlı yenilenebildiğinin de göstergesi. Bu şehirde iyi fikirler kolay kolay kaybolmuyor; çoğu zaman yeni bir hikâyeyle geri dönüyor. Artık The Casa Cala oldu.

Geçen sezonun büyük yatırımlarından biri ise hiç kuşkusuzMaxx Royal Bodrum Resort.

Adeta küçük bir gastronomi adası kurulmuş.

Haberin Devamı

MeselaMandarin Oriental Bodrum, biraz ilerideThe Bodrum EDITION, Wam by Karma ve diğerleri...

İyi yaşam, gastronomi, beach kültürü ve tasarım tek bir hikâyeye dönüştürülüyor.

Bodrum'un yeni dili tam da bu.