Arınmak değil de yüzleşmek mi lazım

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP'nin 'kirlilikten arınması' gerektiğini belirtti ve ekledi.

"Mutlak butlan kararını kabul etmeseydim ne olurdu, kayyum atanırdı. Benden niye korkuyorlar, çünkü ben arınmayı yapacağım diye korkuyorlar. 100 yıllık bir partiyi kayyum yönetemez."

Arınma; hepimizin hayatında zaman zaman ihtiyaç duyduğu o iç temizlik aslında... Peki siyaset gerçekten arınabilir mi

Daha doğrusu şöyle sorayım.

Siyaset arınırken elinde ne kalır

Çünkü siyaset biraz da farklılıkların, çelişkilerin, itirazların, hatta zaman zaman kusurların birlikte yaşama sanatı değil mi

Hayat bana şunu öğretti.

Bazı insanlar evlerini temizlerken eski fotoğrafları da atar.

Sonra yıllar geçer; "Keşke saklasaydım" der.

Bazı şirketler yeniden yapılanırken en tecrübeli çalışanlarını kaybeder.

Sonra aynı tecrübeyi yeniden üretmek için yıllarca uğraşır.

Siyasette de benzer bir risk var.

Haberin Devamı

Arınırken bazen yanlışlar gider ama bazen hafıza da, tecrübe de, birlikte mücadele etme kültürü de gider.

Hatta bazen partiyi parti yapan ruh da bakmışsın gitmiş.

Siyaset sadece bugünün değil, dünün de birikimidir.

Bir partinin tarihi, yalnızca başarılarından oluşmaz.

Yanlışlarından, kırgınlıklarından, tartışmalarından da oluşur.

Belki de siyasette ihtiyaç duyulan şey arınmak değil, yüzleşmektir.

Çünkü arınma bazen insana her şeyi sıfırlama duygusu verir.

Oysa demokrasi sıfır kilometre bir alan değildir.

Demokrasi hafızayla yaşar.

Ben siyasette "arınma" kelimesini her duyduğumda aklıma şu soru geliyor:

Acaba gerçekten yüklerden mi kurtuluyoruz

Yoksa aynaya baktığımızda kendimizden bazı parçaları da geride mi bırakıyoruz

Arınmak elbette güzeldir.

Ama sanki CHP'nin aradığı yüzleşmektir.

Bana göre doğrusu da budur.

BİR CAZ FESTİVALİNDEN FAZLASI

HER yıl aynı ritüeli yapıyorum.

Haziran ayı geldiğinde Antalya'nın yolunu tutuyorum.

Akra Caz Festivali benim için sadece birkaç konser dinlemek anlamına gelmiyor. Aslında bir şehrin nasıl değiştiğini de görüyorum.

Uzun yıllar boyunca Antalya'yı üç kelimeyle anlattık.

Deniz; kum, güneş.

Haberin Devamı

Oysa bugün zamanın ruhunu yakalayan bir Antalya doğuyor.

Fazıl Say konserine giderken Gülay Afşar'ın köşesinde kullandığı "Demokratik caz sahnesi" tanımı aklımdaydı.

Bu tanımı çok sevdim.

Çünkü caz uzun yıllar Türkiye'de biraz elit bir müzik türü olarak görüldü. Akra Caz galiba bu görüşün kırılmasına neden oldu.

Yani caz "dar çevrelerin müziği" olmaktan çıkıp daha kapsayıcı hale geliyor.

Ben de bu gözle etrafı izledim. Bir masada emekli çiftler vardı. Yan tarafta üniversite öğrencileri, biraz ileride yabancı turistler, arka tarafta çocuklu aileler...

Cazın belki de en güzel tarafı bu; insanları aynı ritimde buluşturması.

Son yıllarda siyasette, sosyal medyada, günlük hayatımızda sürekli kutuplaşmayı konuşuyoruz, ayrışıyoruz, kendi mahallelerimize çekiliyoruz.

Antalya'da bu yoktu.

Haberin Devamı

Demokrasi sadece seçim sandığında yaşanan bir şey değil. Benim demokrasi tarifimde birlikte dinleyebilmek, birlikte alkışlayabilmek ağır basıyor.

Ve önemli birşey daha...

Türkiye'de kültür sanat etkinliklerinin ömrü bazen mevsimlik çiçekler kadar kısa oluyor. Sponsor değişiyor; ekonomi bozuluyor, kurumlar desteğini çekiyor. Festivaller de ortadan kayboluyor.

Akra ise dokuz yıldır büyüyor.

Belki de başarısının sırrı burada.

Kendi kültürel topluluğunu yaratmış olması.

Aslında mesele caz değil.

Mesele bir şehir hikâyesi yazabilmek.

ŞEHRİN KADERİNİ BAZEN İKİ İNSAN DEĞİŞTİRİR

BÜYÜK organizasyonların gerçek kahramanları çoğu zaman sahnede olmaz; perdenin arkasındadır.

Türkiye öyledir.

Haberin Devamı

Konseri alkışlarız; festivali överiz, bir sanatçıyı konuşuruz.

Ama o hikâyeyi mümkün kılan insanları çoğu zaman görmeyiz.

Akra Caz Festivali'nin arkasında da böyle iki isim var.