Türkiye, "çifte standartlı" yargılamalarla gittikçe hukukun üstünlüğünden uzaklaşıyor, hibrit/melez demokrasiden "otoriter rejim"ler arasına düşürülüyor.
Bütün anketlerde kaybettiğini, oylarının eridiğini gören "iktidar cephesi", muhalefeti siyasî yarıştan dışlama peşinde.
Muhalefeti sindirerek "siyaseti dizayn" tertibiyle, uydurulmuş "gizli tanıklar"ın "yandaş medya"da itiraflarıyla, seçilme ihtimali yüksek olanların adaylığı âdeta "suç" sayılıyor. Bütün muhalefet kriminalize ediliyor. Her türlü demokrasi ve hukuk dışılığa tevessül ediliyor.
Partili Cumhurbaşkanı ya da göstereceği "iktidar adayı" karşısında kazanması muhtemel bir diğer adaya iktidar partileri sözcülerince "yargı operasyonu" tehditleri, "ayak altından çekilsin!" şantajları savruluyor.
Bundandır ki ana muhalefetin cumhurbaşkanı adayının önünün kesilmesi için otuz beş sene önce hak ettiği diploması "iptal" ediliyor, tutuklanıp "rehin" alınıyor.
ANAYASA VE HUKUK AIKA İĞNENİYOR
Daha baştan âdil yargılamanın temel unsurlarının başında gelen "savunma hakkı" engelleniyor. "Hak ihlâlleri" dayatılıyor. Siyasî algı operasyonları yürütülüyor.
Anayasanın 153. maddesindeki "Anayasa Mahkemesi'nin kararları, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar" esası uygulanmıyor.
Yine 90. maddesinde iç hukuku da bağlayan "temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası anlaşmalar" hiçe sayılarak AİHM kararlarına uyulmuyor. Türkiye'de hukukun, insan haklarının, hak ve hürriyetlerin, âdil yargılamanın olmadığı tescilleniyor.
Keza "hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve tâlimat veremez, genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz" hükmüyle "mahkemelerin ve hâkimlerin görevlerinde bağımsızlığını" teminat altına alan Anayasanın 138. maddesi açıkça çiğneniyor.
Saray iktidarının istediği kararları vermeyen hâkimlerin sürüldüğü, iddianameleri kabul edildikten sonra mahkeme heyetleri dağıtılıyor. 15 Temmuz sonrası göreve başlatılan çoğu partili avukatlardan oluşturulan "laf dinleyen" tecrübesiz yargıçlardan oluşturulan mahkemelerle daha baştan "tarafsızlığı" tartışmalı mahkemeler uyduruluyor. Anayasanın 37. maddesinde belirlenen, olaydan önce kurulmuş, olayla ilgilisi olmayan "tabiî mahkeme", "olağan mahkeme", "tabiî hâkimlik ilkesi" ıskartaya çıkarılıyor.

5