Son ana kadar milleten, Meclis'ten ve milletvekillerinden kaçırılarak emrivakiyle dayatılan "çerçeve yasa"da Meclis'te kurulan "süreç komisyonu raporunda önemle önerilen demokratikleşme âdeta dışlandı. Bile bile adâletten mahrum edildi.
Zira Adâlet Komisyonundaki hararetli görüşmelerde de "iktidar cephesi"nce Anayasa'da taahhüd edilen Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının uygulanması şartı konulmadı. Yıllardır "tepeden tâlimatlar"la seçilmiş siyasetçilerin göz göre göre hukuksuzca hapis tutulması yüksünmeden "çerçeve dışı" kaldı.
Yine yargının "siyasetin sopası" haline getirilmesiyle 19 Mart siyasî operasyon dalgalarıyla muhalefeti sindirme, teslim alıp "ehlileştirme" amaçlı komplolarla belediye başkanlarıyla yüzlerce çalışanının yasa dışı baskınlarla tutuklanarak "yargısız infaz"la cezaevine atılıp millet irâdesinin pervâsızca berhava edilmesine tam gaz devam edildi. Yüz binlerce oyla seçilmiş başkanlar görevden alınıp yerlerine "yandaş kayyımlar"ın atanmasıyla millet irâdesi kapsam dışı bırakıldı.
MİLLETE MAL OLMUYOR
Keza en ufak bir eleştiride bulunan vatandaşların attığı bir tweet yüzünden "Cumhurbaşkanı'na hakaretten" derdest edilmesi, "dezenformasyon yasası" gibi temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldıran demokrasi ve hukuk dışılıklar ortadan kaldırılmadı.
Sonuçta "süreç"te terör örgütü elebaşlarının ikrarıyla "silah bırakmadığı" ve "kendini feshetmediği halde "münfesih örgüt" denilerek yalnızca PKK terör örgütü ile sınırlı kalmasıyla peşinen kadük bırakılıyor.
"Yasa"nın uygulanmasının "Millî Güvenlik Kurulu'nun PKK/KCK ile bağlantılı yapıların feshedildiğinin ve silahların tamamen bırakıldığının tespiti" şartına bağlanıp altı ay süre verilmesi, terör örgütüyle unsurlarının silah bırakmadığının itirafı.
Son bir buçuk yılda "Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu"nda belirlenen demokrasi ile ilgili hiçbir adım atılmayıp demokrasiden ve hukuktan yoksun bırakıldığından "toplumlaşamıyor"; millete mal olmuyor. Halkta sahiplenme ve heyecan meydana getirmiyor.
Aslında terörist başına "kurucu önder" övgülerini dizen, "baş müzâkereci", "siyasal mekânizma koordinatörü" statüsünü veren iktidardakilerin "Devletimizle Öcalan arasında süreçle ilgili sorun yok, 'yasa' Öcalan'ın onayladığı bir yasadır" çıkışları, muhalefetin demokratikleşme ve hukukun üstünlüğü önerilerinin reddedilerek noktasına-virgülüne dokunulmadan apar topar geçirilen "çerçeve"yi daha baştan muallel hale getiriyor.
Öncelikle bebeklerin, çocukların, yaşlıların, sivillerin katledildiği, asker ve polislerin şehid edildiği katliamların emrini veren 40 bin insanın katlinden sorumlu terörist başı ile terör örgütü elebaşısının terör eylemlerine "özel af"la mahkemelerin verdikleri cezalar ertelenirken, muhalefete mensup Belediyelere "örgüt" isnadıyla operasyonların sürmesi çarpıklığı ortaya koyuyor.

31