Sahte siyasî saptırmalarla...

Seçilmiş belediye başkanları tutuklanıp 33 milyon vatandaşın iradesi gasbedilirken, iktidar operasyonlarıyla siyasi rakiplerini ortadan kaldırıyor—bu adalet mi, yoksa iktidara transfer tehdidi ile siyasi kontrol mü?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, yürütme ve yargının 'partili Cumhurbaşkanı' denetiminde muhalefet belediyelerine karşı seçkinci operasyonlar yürütüldüğünü iddia ediyor. Bunu, iktidar belediyelerindeki yolsuzlukların görmezden gelinmesi, seçilmiş başkanların tutuklanması ve kayyım atamaları ile desteklemekte; yazının kalbinde ise çifte standartlı yargılama ve hukuk devletinin çöküşü konusu yatıyor. Peki muhalefet belediyelerindeki iddia edilen suçlamalar tamamen hukuksuz mı, yoksa gerçek suçlar siyasi motivasyonla mı takip ediliyor?

Yürütme, yasama ve yargıda "partili Cumhurbaşkanı"nın hükmettiği, Saray danışmalarının ikrarıyla "tek kişilik hükûmet"te tam bir çöküş yaşanıyor.

"Demokratikleşme" nutuklarının aksine demokrasinden daha da uzaklaşıp otoriterleşen, onca iddialı "yargı paketleri"ne rağmen hukukun "siyasetin sopası" haline getirildiği "ucûbe otoriter rejim"de ekonomiden dış politikaya her alandaki yıkım karambola getiriliyor.

Hesap veremeyen Saray iktidarında sürekli "düşman" icâdıyla siyasî kutuplaştırma tahrikli çatışmalarla siyaset zehirlendiriliyor. Politik rant hesapları uğruna toplum "cepheleştiriliyor."

33 MİYON VATANDAŞIN İRÂDESİ GASBEDİLİYOR...

Ülkenin petrolde yüzde 89, doğalgazda yüzde 96 dışa bağımlı olmasına karşı önce "Gabar'da petrol fışkıracak!", "Karadeniz'de gaz bulundu!" benzeri "müjdeler"le, algı operasyonlarıyla uzun süre kamuoyu oyalandı.

Bütün bunların fos çıkması üzerine muhalefet belediyelerine operasyonlar devreye sokuldu. Bu arada ortaya atılan "terörsüz Türkiye" sloganıyla "terör örgütünün silah bırakması" perdesinde âlây-ı vâlâ ile propaganda edilen "süreç"te başarısızlıkla çakılma sinyallerine karşı yeniden 19 Mart operasyonlarına dönüldü.

Haklarında Anayasa Mahkemesi'nin, AİHM'nin defalarca "hak ihlâli"yle "derhal tahliye kararları"nı bildirdiği seçilmiş siyasetçilerin hukuksuz tutuklulukları sürdürülürken, "süreç komisyonu"nda koşulan "kayyım atamaları"na, belediyeleri işgale son verilmesi sözde kaldı.

Özellikle İBB ve muhalefet belediyeleri davalarında, şantajlarla "etkin pişmanlık"tan yararlandırılarak "itirafçı" durumuna düşürülen ve "bazen yalan söyleyebiliriz" diyen sanıkların, duruşmalarda ifadelerini değiştirmeleri, iftiralarından vazgeçmeleri üzerine yanıltmalı "yeni tertipler"e başvuruluyor.

Belediye başkanlarının, her operasyonda onlarca - yüzlerce çalışanın derdest edilip hapse atılmasıyla kalınmıyor, "kayyım" atamalarıyla yetinilmiyor; belediye meclisi üyeleri ya tutuklanmaları ya da iktidar partisine geçmeleriyle, yüz binlerce oy farkıyla seçilmiş belediye başkanlarının yerine "yandaşlar" getiriliyor!

Yargısız infazla siyasî rakiplerini tutuklattığı operasyonlar tam gaz sürdürülüyor. Seçilmiş il-ilçe-büyükşehir belediye başkanlarıyla kadrolarının tutuklanmasıyla 33 milyon vatandaşın, Türkiye'nin üçte ikisinin irâdesi gasbediliyor.

"İKTİDAR PARTİSİNE TRANSFER" TEHDİTLERİYLE...

Hukukun temel kurallarının başında gelen "yargılanmadan herkesin mâsum olduğu", "suçun şahsiliği" ve "suç ve cezada eşitlik" gibi adâletin esasını oluşturan prensipler hiçe sayılıyor. Bu yüzden Türkiye "demokrasi endeksi"nde "kötü demokrasi"lerden "otoriter demokrasiler" arasına, "hukukun üstünlüğü"nde 118. sıraya geriliyor.

Ve iktidar belediyelerinde yolsuzluğa, hırsızlığa, rüşvete, kamu malını yandaşlara peşkeşe, irtikâba, ihaleye fesad karıştırmaya dair yüzlerce dosyanın savcılıklarda, İçişleri Bakanlığı'nda sümen altı edilerek bir teki dahi soruşturulmazken, muhalefet belediyelerine çoğu "demişlerdi", "duymuştum", "sanmıştım", "düşünüyordum" isnatlarıyla "çifte standartlı yargılama" çarpıklığı her haliyle sırıtıyor.