Milletin vicdanında mâkes bulmuyor

Muhalefete operasyonların, bütün demokrasi ve hukuk dışı baskılarla demokrasiyi ve hukuku darbelediği ortada.

Ancak gün geçtikçe haksızlığa ve hukuksuzluğa karşı öfkenin çığ gibi büyümesi karşısında "iktidar cephesi"nde de ciddî itirazlar artıyor.

Belli ki iktidardakiler yükselen enflasyon, katlanan faiz, artan işsizlikle yatırım, üretim ve istihdamdan yoksun ithalata dayalı sefalet, yoksulluk, pahalılıkla çöküşteki ekonomiyi düzeltemeyen, dış politikada duvara toslanan, eğitimden sağlığa, tarımdan sanayiye her alanda iflas eden, iktidardakilere ilişkin yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet, kamu malını yandaşa peşkeş, ihaleye fesad karıştırmanın "teğet geçilmesi" kumpası peşinde.

Aslında muhalefete siyasî operasyonların bir maksadının, Türkiye'nin yakıcı gerçek gündeminin konuşulmaması olduğu ortada. Ancak ülkenin sürüklendiği vahim felâket değil, "mutlak butlan"ın konuşulması isteniyor.

"MUTLAK HUKUKSUZLUK..."

Öncelikle demokrasilerde nihaî kararın millete ait olup siyasî belirsizlikten çıkışın ancak seçimle, millet iradesiyle mümkün olduğuna dikkat çekiliyor.

Her ne kadar başta partili Cumhurbaşkanı'yla iktidar partisi sözcüleri her fırsatta "olup bitenlerle ilgisinin olmadığını" ileri sürseler de durumun tam tersine "siyasetin sopası" yargının istimaliyle muhalefetin dizaynı olduğu milletin mâlumu.

Vahamet, tam da ana muhalefet partisinin "iptal" edilen söz konusu kurultay delegelerinin dokuz yüzü bulan imzayı toplaması üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, oy kullanan delegelerin ve birinci derece yakınlarının tüm banka hesap hareketleri ile SGK ve MASAK kayıtlarını incelemek üzere ilgili kurumlardan talep etmesiyle açığa çıkıyor.

Bu durumda "iktidara iliştirilmişler"in dışındaki bütün hukukçular, "seçim yargısı"nda yegâne yetkili mercinin YSK olduğunu, hukuk davalarında karar verilirken mutlaka ceza davasının kararları beklenmeden, ceza davalarında herhangi bir "suç"un bulunamaması halinde "mutlak butlan"ın "mutlak hukuksuzluk" olacağını sorguluyor. İstiklâl Mahkemeleri'nin "sanığın idamına, delillerin toplanması karar verildi" çarpıklığı nazara veriliyor.

Zira muhalefet belediyelerine başlatılan 19 Mart (2025) "siyasî operasyonları" gibi halkta karşılık bulmayan "21-24 Mayıs (2026) butlan"nın asıl amacının, topyekûn muhalefeti etkisizleştirip iktidarın "bir kişi"nin ömür boyu iktidarda kalmasını sağlamakla "tek adam rejimi"ni kalıcılaştırmak olduğu; ve "o tek kişi"yi önüne konulan "dosyalar"la, "şantajlar"la "ikna" ile ülkede ve bölgede "emperyal projeler"de koşturmayı amaçladığı herkesçe biliniyor.