İfade hürriyetine suikast!

Tam da siyasî iktidarın başta ekonomik çöküş olmak üzere her alanda çuvalladığı sosyal çürüyüş vartasında ve "fon dolandırıcılığı soygunu"nun patladığı sırada Halk TV'ye polis baskınıyla "yargısız infaz"la el konulması, "rey-i vahid-i istibdadın / "Türk tipi tek kişilik otoriter rejim"in basın hürriyetine suikastın son örneği oldu.

Muhalefete, bir buçuk yılı aşkındır tutuklu olan ve uyduruk "gizli tanıklar"la, şantajlarla devşirilmiş "etkin pişmanlık itirafçıları"nın iftiralarıyla muallel binlerce sayfalık iddianameye karşı savunmasını yapacağı günde kayyım atanıp "yandaşlaştırması", temel hak ve hürriyetlerin başında gelen ifade özgürlüğünü katli olarak kayıtlara geçti.

Görünen o ki 19 Mart "millet iradesini gasp operasyonları"yla bir buçuk yılı aşkındır tutuklu olan başta İmamoğlu'yla muhalefete mensup sanıkların binlerce sayfalık iddianameye karşı savunmasını yapacağı günde kayyım atanıp "yandaşlaştırması"yla gasbı, temel hak ve hürriyetlerin başında gelen ifade özgürlüğü peşinen ifna ediliyor.

GEREKLERİN BİLİNMESİ İSTENMİYOR

Aslında medyanın yüzde 95'inin "yandaşlaştırılması"yla yetinilmeyip son yirmi ayda on televizyon kanalına siyasî iktidarın güdümünde "yandaşlaştırılarak iktidardakilerin borazanı" hale getirilmesi maksadı ele veriyor.

Vahim olan, "hırsızlar"ın değil, "hırsız var!" diyenlerin derdest edilmesi. Soygunu değil, soygun haberini yapanların soruşturulması.

Belli ki "3Y" vaadiyle iktidara gelen AKP, yirmi dört yıllık iktidarında, bilhassa "tek adam yönetimi"nde kat katlanan "yoksullukla, yolsuzlukla, yasaklarla mücadele"deki fiyaskonun bilinmesini, konuşulmasını, tartışılmasını istemiyor.

"Tepeden tâlimat"la yargının bağımsızlığıyla tarafsızlığının berhava edildiği, temel hak ve hürriyetleri tırpanlanıp prangaların vurulduğu, son bir ayda elliyi aşan gazetecinin hâkim karşısına çıkarıldığı, yüzlerce sosyal medya hesabının kapatıldığı, pahalılığı eleştiren bir tweeti atanların "Cumhurbaşkanı'na hakaret"ten kelepçelenip gözaltına alındığı vetirede "yargısız infaz"la "masumiyet karinesi"nin yok sayılmasına devam ediliyor.

arpıcı olan, iktidarın medya üzerindeki "sopası" haline getirilen RTÜK üzerinden "yandaş kanallar"ın serapa ahlâkı ve âileyi tahrip eden yayınlarının basit cezalarla geçiştirilip siyasî iktidarın yanlışlarını eleştirilen televizyonların sistematik olarak ağır para, yayın durdurma - kesme ve karartma cezalarına mâruz bırakılması.

Bununla da yetinilmeyip, Anayasanın 28. maddesindeki "basın hürdür, sansür edilemez" esasına aykırı olarak İMC TV, Hayat TV, Flash TV, Tele1'e ve en son Halk TV'ye yapıldığı gibi Sarayın propagandasını yapmayan televizyonların yayınını kesmekle toplumun nefes borusu kesiliyor. Ekranlara el koymakla vatandaşların doğru bilgiye ulaşma, sorgulama, eleştirme hakkının ellerinden alınıyor.