Hukukun katli

Türkiye, 16 Nisan 2017 referandumunda sandıkların açılmasına on dakika kala iki buçuk milyon geçersiz oyun yasaya aykırı şekilde "geçerli" sayılmasıyla milletin başına musallat edilen "tek kişilik hükûmet"li "rejim"de demokrasi dışılık ve hukuksuzluk girdabında.

Anayasanın, "mahkemelerin ve hâkimlerin görevlerinde bağımsızlığı"nı esas alan 138. maddesindeki "Hiçbir organ, makam, merci ve kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve tâlimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz" hükmü berhava edilmiş durumda.

Yine "Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri kesin olarak bağladığı"nı hükme bağlayan 153. madde açıkça çiğneniyor. "Yerel mahkemelerin yüksek mahkeme kararlarını takmaması"nı salık veren partili Cumhurbaşkanı'nın "AYM kararlarına uymuyorum" restlerine, "yargıyı tâlimatlandırdık, gerekeni yapacak" demesine artık gerek kalmıyor; zira yargı zaten "gereğini" yapıyor.

"ADALET GÜZELLEMELERİ"NE KİMSE İNANMIYOR!

Keza Anayasanın 90. maddesi gereği Meclis'in taahhüt ettiği uluslararası sözleşmelerin başında gelen AİHM'in "hak ihlâli" kararlarının fiilen uygulanmamasıyla hukukta tam bir "fetret devri" dayatılıyor...

Seçilmiş belediye başkanları ve çalışanları haksız ve hukuksuz biçimde tutuklanmakla kalınmıyor. Yargıyı bağımsızlaştırıp tarafsızlaştırmaya niyeti olmayan Saray iktidarı, hukuku siyasî ve şahsî hesaplarda kullanarak istismar etmeye devam ediyor.

Şimdi de içeri atılan siyasî rakiplerden ağır hastaların tahliyesine izin verilmemesi, seslerinin, görüntülerinin ve sosyal medya hesaplarının yasaklanması yetmezmiş gibi; haklarında dört bin sayfalık iddianame hazırlanan tutukluların "avukatla görüşme hakkı"nın kısıtlanmasına yelteniliyor.

Bilhassa siyasî davalarda bazı mahfillere çağrılan hâkimlerin şantajlara mâruz bırakıldığı; Saray'ın istediği kararları verenlerin kısa sürede terfi ettirildiği; buna karşılık —bir tek İBB davalarında dokuz hâkimin sürülmesinde, mahkemelerin dağıtılmasında görüldüğü üzere— baskılara direnip vicdanıyla karar veren hâkimlerin sürgüne gönderildiği görülüyor.

Muhalefetle ilgili en ufak bir "duyum" dahi soruşturulurken, iktidar belediyelerinde ayyuka çıkan yüzlerce milyarlık yolsuzluk, rüşvet, irtikâb, kamu malını yandaşlara peşkeş çekme ve ihaleye fesat karıştırma dosyaları savcılıklarda ve Bakanlıklarda bekletiliyor. Bir teki dahi soruşturulmuyor.

Bundandır ki Başsavcı olarak baştan beri AYM ve AİHM'in "hak ihlâli" kararlarını uygulamadığının hesabını vermek yerine, bir kanala çıkan yeni Bakan'ın "85 milyonun Bakanıyım" diyerek yaptığı "adalet güzellemeleri"ne kimse inanmıyor.