Ezher şeyhi, verdiği cevabı takdir eder

—BAYAT İSNADLARA CEVAPLAR— (2)

"BEDİÜZZAMAN," MEŞİHATIN "MAHRE PÂYESİ"NDE

Keza Ordu Kumandanı Enver Paşa'nın Said Nursî'yi ordu kontenjanından Osmanlının en yüksek ilmî müessesi olan Dar'ül Hikmet'ül İslâmiye'ye azâ seçilmesi talebinde ve yine Enver Paşa'nın takdirâtıyla kendisine Osmanlının Şeyhülislâmdan sonra en yüksek ilmî pâyesi olan "mahreç pâyesi"nin verilmesine dair resmî devlet yazışmalarında da hep "Bediüzzaman" unvânı yazılır.

"Âtıfetlû Efendim Hazretleri!" başlığıyla, Şeyhü'l-İslâm Musa Kâzım Efendi'nin Said Nursî'ye "Mahreç Pâyesi" verilmesi için hazırlayıp Padişah Mehmed Vahdettin'e sunduğu (18 Zilkade 1336) 26 Ağustos 1334 tarihli tezkerede açıkça belirtilir:

"Bitlis'te Ruslarla vukua gelen muhârebata (savaşa) iştirak edip esir düşüp yurda avdet eyleyen (dönen) Bediüzzaman Said Kürdî'nin aşâirin (aşiretlerin) harbe sevki hususundaki mesâi-î hâmiyetmendânesine (hâmiyetli gayretlerine) ve müşâhid olan hidemât-ı bergüzide-i vatanpervânesine (güzîde vatanperver hizmetlerine) binâen bir rütbe-i ilmiye ile taltifi Harbiye Nezâret-i Celîlesinden (Millî Savunma Bakanlığı'dan – Genel Kurmay Başkanlığı'ndan) iş'ar olunmuş (bildirilmiş) ve âhiren Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye azâlığına tayin olunarak tanzim edilen irâde-i seniye (Padişahın yüksek buyruğu) layihası (yazılı mütalâası) leffen (ekte) arz ve takdim edilmiştir" denilir.

Sultan Vahdeddin'in, Bediüzzaman'a "mahreç pâyesi" verilmesi hakkındaki aynı tarihli "Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye azâsından Bediüzzaman Said Efendiye mahreç pâyesi tevcih olunmuştur. Bu irâde-i seniyyenin icrâsına Meşihat memurdur" diye yazılan "irâde-i seniyye" yazısında da "Bediüzzaman" ünvânı geçer. (Necmeddin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursî, s. 196, 197.)

Başbakanlık Osmanlı Arşivi neşriyatından "Arşiv Belgelerine Göre Kafkasya'da Ve Anadolu'da Ermeni Mezâlimi" kitabının 86., 97. ve 98. sayfalarında Said Nursî'nin talebeleri ve emrindeki milislerle Ruslara ve Ermenilere karşı yaptığı cansiperâne mücadelesi de şahidlerince "Bediüzzaman" ünvânıyla nakledilir. (Adülkadir Badıllı, Bediüzzaman Said Nursî'nin Mufassal Tarihçe-i Hayatı, c.1, s. 394.)

MEŞRUTİYET GAZETELERİNDE "BEDİÜZZAMAN" OLARAK YER ALIR...

Said Nursî, Meşrutiyet dönemi gazetelerinde de "Bediüzzaman" ünvânıyla yer alır, makaleler yazar. Devrin "Ceridei Sofiye" gazetesinin (18 Nisan 1325 Rumî), 1 Mayıs 1909 Miladî tarihli 6. sayısında İzmit'ten şimendiferle Dersaadet'e gönderilip Daire-i Harbiye'ye (Genelkurmay'a) i'zam kılınması (yönlendirilmesi)"ne dair haber, "Kürd Hoca' denmekle mâruf Bediüzzaman Said" ismiyle verilir.

Ayrıca Said Nursî'nin tevkif edilip nezareti ve isticvabı hadisesiyle duruşma ve tahliye günleri hakkında "Tanin" gazetesi, (10-11 Mayıs 1325) 23-24 Mayıs 1909 tarihli nüshaları ve 260 ve 261'inci sayılarında yine "Bediüzzaman" ünvânıyla malûmat verirler: "Bediüzzaman Said-i Kürdî'nin evrakı hey'et-i tahkikiyeden (alt komisyon) Divanı Harb'e verilmiştir," "Bediüzzaman Said Kürdî mukaddemen (başlangıçta) vaki' olan ihbaratın sanîâdan (uydurmadan) ibaret olduğu ve bilâkis mûmaileyhin (kendisinin) te'sisi Meşrûtiyette hidemâtı bergüzidesi (üstün ve seçkin hizmetleri) sebk eylediği (geçtiği) tahakkuk eylemekle, tahliye edilmiştir" diye duyururlar.

Keza Ceride-i Sofiye ve Tanin gazeteleri de haberlerinde, insaf ve hakperestlikle Bediüzzaman'ı layık olduğu şekilde senâ ile mâsumiyeti hakkındaki haberleri "Bediüzzaman" ünvânıyla yayar; "Bediüzzaman'ın Divanı Harb mahkemelerindeki müdafaalarından anlaşıldığı vechile, 25 Mayıs 1909 günü Divan-ı Harb-i Örfî 1 nolu mahkemesinde yaptığı müdafaalarından sonra da beraat ettiği"ni haber verirler. (Abdülkadir Badıllı, Bediüzzaman Said-i Nursî, Mufassal Tarihçe-I Hayatı, 1. cilt, s. 304-305.)

EZHER REİSİ: ANCAK BEDİÜZZAMAN BU KADAR BELİĞÂNE İFADE EDER...

Daha genç yaşta harikulâdeliklere, bahr-i umman ilmî mâlikiyetine şâhid olan ehl-ilimce Said Nursî'ye "Bediüzzaman ünvânını verildiği belgelerle sabittir.

Zira genç Said, daha çocuk yaşlarında medreselerde ve şahsî gayretleriyle hep okuyup araştırır. Sarf, nahiv, belâğat, mantık, cedel ilmi, hikmet, ilm-i vad', ilmü'l-lügâh, ilmü'l-arûz gibi âlet ilimlerinin yanısıra, tefsir ilmi ve üsûlü, kelâm ilmi ve usûlü, hadis ilmi ve usulü, fıkıh ilmi ve usûlüyle kraat ilmini tahsil eder.

İlâve olarak ilm-i mikat, astronomi, hendese, ilm-i hesâb, ilm-i hey'et, matematik, fizik, kimya, tarih ve coğrafya gibi müsbet ilimleri tahsil eder. Şark Medreseleri ders kitaplarını, Osmanlı medrese programını hıfzeder. Ve İstanbul gazetelerinde dönemin içtimaî ve siyasî hadiselerine dair makaleler kaleme alır.

İkinci Meşrûtiyet ve Hürriyetin ilânı esnasında Osmanlı'daki gelişmeleri yakından tâkip etmek ve devrin ilmî, fikrî ve siyasî akımlarını incelemek için İstanbul'a gelen Mısır'ın meşhur âlimlerinden Ezher Üniversitesi reisi Şeyh Bahid Efendi de ilmî şöhretini duyduğu Said Nursî'yle yaptığı ilmî sohbetlerde aldığı veciz ve net cevaplar karşısında, "Ancak Bediüzzaman bu beyânda bulunur" diye takdir eder.