Çarpıklık, tamamen fikrî-manevî-hasbî dinî cemaatleri siyasetin emrine sokmakla "devletten akredite cemaatler' oluşturulması" dayatmasından kaynaklanıyor.
Vakıa şu ki demokrasinin gereği olarak devletten tamamen bağımsız hür bir ortamda dinî-manevî-ahlâkî hizmetlerini yapmalarının sağlanması yerine, sırasıyla her defasında bir cemaat-tarikat "hedef"e konularak kumpas kuruluyor.
Medyatik propagandalarla, psikolojik savaş taktikleriyle, yalan ve iftiralarla muallel istihbarat jurnalli müthiş algı operasyonlarıyla bütün cemaatler-tarikatlar karalanıyor.
Sırf siyasî maksatlarla cemaatleri "devletleştirme" operasyonlarının akıbeti ortada. "Muhafazakârlık" iddiasındaki iktidarda, dinî-manevî hizmetlerin devlet eliyle "resmî telkini"nin bir netice vermediği, dinî yaşayışın gittikçe irtifa kaybettiği, ahlâkî dejenerasyonun dip yaptığı vartada insanların cemaatlerden uzaklaşmasıyla toplumun, gençliğin toptan ahlâkî çöküşüne zemin hazırlanıyor...
DİNİN DEVLETİN TEKELİNE ALINMASI!
Görünen o ki Diyanet'in siyasî iktidarın yanında yer alan cemaat ve tarikat temsilcilerinin çağrıldığı Eylül 2016'daki "Diyanet - Cemaatler Zirvesi"nde tepeden cemaatlerin, tarikatların "devletin-siyasetin payandası", âdeta "devletin yarı resmî birer kurumu" haline getirilmeleri kumpası kurulmuş.
"Hizmetlerinin, mal varlıklarının kayıt altına alınıp şahısların üzerinde kalmaması, 'emval kavgası' yaşanmaması uyduruk gerekçeleriyle cemaatler-tarikatlar 'denetlenme paravanında' devletin tekeline alınıyor."
Daha önce "on iki-on üç kişiden oluşacak Alevî vakıfların yönetim kurullarına 'devletin katkısının devamlılığı' gerekçesiyle iki veya dört 'devlet temsilci üye'nin atanacağı 'Alevilerle ilgili yapılanma'ya dair 'devlet projesi'nin Sünnî cemaat, tarikat - tekke, geleneksel irfan ocakları için de uygulanması" atraksiyonlarının maksadı bu idi. (Abdülkadir Selvi, Yeni Şafak, 18.1.16)
Tamamen gönüllü manevî birliktelikler olan dinî cemaatler ve tarikatlar, mensuplarının kurduğu vakıflar, dernekler, sivil toplum kuruluşları üzerinden "cemiyet"-"teşkilât" kalıbına sıkıştırılarak "devlete eklemlenmesi planı" dayatılıyor.
Bu "plan"la, Bediüzzaman'ın "Hak ve hakikat inhisar altına alınmaz, iman ve Kur'ân nasıl inhisar altına alınabilir" (Mektûbat, 72) tesbitinin aksine, "dinî hizmetler 'dünya muamelâtı' suretine sokularak" tümüyle siyasetin inhisarına, devletin kontrolüne alınması tuzağı kuruluyor.
Dini, din eğitimini devletin kıskacına alan "resmî ideoloji" cenderesine sokulmakla sivil-sosyal faaliyetler gibi dinî hizmetlerin de devletin güdümüne sokulması kumpasına ortam oluşturuluyor.
Bu saikle gençliğe, eğitime büyük hizmetleri olan, tamamen fedakârlıklarla maddî ve manevî yardımlarda bulunan dinî cemaatlerin içi boşaltılıp yozlaştırılarak itibarsızlaştırılmaları kotarılmak isteniyor...

7