VAZİYET
Yargıya güvenin yüzde 18'e düştüğü vartada 9 Mart'tan beri Silivri Cezaevi yerleşkesinde görülen "19 Mart operasyonu" davalarının perde arkası açığa çıkıyor.
Duruşmalarda özellikle uydurulmuş "gizli tanıklar", "tanık olmadık" diye çark ediyorlar. Yakınları üzerinden şantajla "etkin pişmanlık itirafçıları" mahkemede "böyle bir şey demedim", demekle yetiniyorlar. Hatta "duymuştum, altında imzam yok", "savcı eklemiş", "ne ilgim ne bilgim var", "beni böyle yönlendirdiler" ifadeleri, iddianameleri çürütürken davalar çöküyor. Dedikoduya dönüşen iddialar delilsiz ispatsız ortada kalıyor.
Savcıların tek bir delil bulamayıp iddiaların altının boş çıkması, dosyalara yeni bir delil eklenememesi, 400-500 gündür hiçbir "gerekçe" olmadan hapis tutulanların tutuksuz yargılamaları talebini haklı kılıyor.
Bundandır ki "siyasî mühendislikler"den ümidini kesen "yandaş medya" artık Silivri duruşmalarını tâkip etmeyi bırakmış. Yüzlerce sanıklı davalarda tahliyelerin taksitle yapılmasına sabırlar tükeniyor. "Yüzlerce tutuklu bir yılı aşkındır niçin tahliye edilmiyor" sorusu soruluyor.
Özetle, göz göre göre dayatılan bu haksızlığa ve hukuksuzluğa hiçbir mâkul cevap verilemiyor. Sırf toplumu yıldırma, sindirme, demokratik direnci kırma ve siyasî rakiplerini tasfiye hesâbıyla siyasetin güdümüne sokulan yargı üzerinden top çevriliyor.
Neticede, Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın "Salt güç politikasıyla, bencil çıkarlarla kalıcı güvenlik ve barış sağlanamaz. Adâlet üzere olmayan hiçbir devlet uzun ömürlü ve kalıcı olamaz. Adâlet ve hak üzere hangi inançtan olursa olsun uzun ömürlü olur. Adâletten uzak acımasızca güç, nihayetinde hasmı karınca da olsa yenilir" ifadesi hakikati ele veriyor.
Hasılı, "Silivri davaları"nın hukukî değil, siyasî olduğu mahkemelerce de tescilleniyor.
İKRAR: "Siyaset/yargı arasında dokunan mekik"le!
Bir yandan tahliyeler sürerken, diğer yandan muhalefet belediyelerine yeni baskınlarla millet irâdesinin kelepçelenmesi çarpıklığı sürüyor.
En son "içeriden haber veren" veya "Sarayın sesi" diye nâm yapan ve partili Cumhurbaşkanı tarafından açıkça "gereğini yapmakla görevlendirilen" "yandaş yorumcular" gibi AKP eski milletvekili Şamil Tayyar'ın, yargının önündeki davalara dair "son gelişmeleri" hesabından paylaşması "yargının siyasallaştırıldığı"nın bariz göstergesi.
Ana muhalefet partisinin sözkonusu "kurultayı iptal davası"nın yerel mahkemede reddedilmesiyle taşındığı İstinafın kararı bozup nihaî hükmü belirsizliğini korurken, hukukçular, Tayyar'ın "tüm delilleri değerlendiren istinafın kararını yarın 'mutlak butlan' şeklinde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'e (UYAP) yüklemesi bekleniyordu. Sürpriz şekilde ertelendi. Mayıs ayı içinde kararın çıkmasına ihtimal verilmiyor. En az bir ay daha bu mevzu üzerindeki tartışma sürecek gibi" bilgisini vermesine dikkat çekiyorlar.
Bilhassa "İran savaşının akıbeti belli olmadan iç tartışmaların alevlenmesinin doğru olmayacağını düşünen akil isimlerin siyaset/yargı arasında mekik dokuduğu" ifşasını "mahkemeye tepeden siyasî müdahaleyle karar vermiyor" anlamını çıkarıyorlar.

25