Son dönemde ülkenin sosyolojik bir gerçeği olan dinî cemaatlare-tarikatlara operasyonların maksadının dinî yapıları siyasî iktidarın "aparatı" haline getirilip "devletin tekeline alınması" işgüzârlığı olduğu ortada.
AKP iktidarında, özellikle "tek kişilik otoriter rejim"de muhalefete dayatılan "ikili hukuk"un fütursuzca dinî yapılara da dayatılması, Saray'ın uydusu olmayan, "devletin güdümüne girmeyen" cemaatlerin–tarikatların kelepçelenmesiyle "maksat" açıkça sırıtıyor.
Daha da çarpığı, millet iradesinin darbelendiği, demokrasinin ve hukukun katledildiği darbe dönemlerdeki gibi ibadet ve inanç hürriyetinin tahribiyle sadece "hedef"teki cemaatlerin–tarikatların temsilcilerinin "suçlu" görülmesiyle kalınmıyor. Vatandaşların kanunlara göre kurulan vakıflarının-sivil toplum kuruluşlarının denetlenmesiyle yetinilmiyor, mensuplarının mal varlıklarının da "el konuluyor."
DİNÎ-MANEVÎ HİZMETLER BALTALANIYOR
Vakıa şu ki "15 Temmuz" bahaneli 20 Temmuz "OHAL KHK'leri"ndeki gibi Anayasa ve yasalarla teminat altına alınmış şahsî şirketler, dededen-babadan kalma mülkler pervâsızca gasbedilip "yandaşlar"ın "kayyım" atanmasıyla içlerinin boşaltılmasıyla ifnası kastediliyor.
Esasen siyasî iktidarın yanında yer alan dinî oluşumların "teğet" geçilip, sadece Saray'a biat etmeye ve devletle işbirliğine yanaşmayan cemaatlerin-tarikatların tasfiyesine kalkışılması, "maksad"ı açığa çıkarıyor.
Görünen o ki medyaya çöreklenmiş tuzu kuru ideolojik saplantılı demagogların, "tek kişilik ucûbe yönetim"e tersinden hizmet eden "gizli Saraycılar"ın tahriklerine geliniyor. Vatandaşların tamamen sivil-hasbi gayretleriyle meccanen ilmî-irfanî, kültürel, sosyal, insanî hizmetlerin engellenmesiyle ifsad şebekelerinin "projeleri" uygulanıyor.
Özetle, "Muhafazakârlık" iddiasındaki iktidar döneminde dinî-manevî hizmetlerin devlet eliyle "resmî bir şekilde" telkininin bir netice vermediği, ahlâkın dibe vurduğu, manevî değerlerin aşınıp dinî yaşayışın gittikçe irtifa kaybettiği; uyuşturucunun, içkinin, kumarın her türlüsünün, kötü madde bağımlılığının ilkokul sıralarına kadar indiği vartada gönüllülük esasına göre hizmet eden "cemaatleri devletin uhdesine alma projesi" dinî-mânevî hizmetleri hizmetlerini baltalanıyor.
Hukukçular, delilsiz-ispatsız yargılamadan gözaltına alıp tutukladıktan sonra "Biz suçu ispatlayamıyoruz, siz 'suçsuzluğunuzu' ispatlayın" hukukla, adâletle hiçbir ilgisinin olmayan bir insan hakları ihlali ve zulüm olduğuna dikkat çekiyorlar.
Keza herkesin mal varlığının elbette araştırılabileceğini, malî yolsuzluk varsa önce Maliye'nin denetimini yapacağını, raporlarını hazırlayıp ceza keseceğini; suç büyükse dava açılacağını ifade ediyorlar. Aksi halde sırf bir dinî gruba yakınlığından dolayı peşinen vatandaşların şirketlerine el konulmasının bütünüyle hukuksuzluk olduğunu belirtiyorlar.

19