Ziyan

Rahmetli annemden çok kez duyduğum bir ifade şöyleydi: "Ziyan etme, ziyan olur."

Yetmiş seksen sene önce insanlar bugüne kıyasla çok zor şartlarda hayat sürmüşlerdir. Düşünün ki, suyu evden uzak yerlerden bir kapla taşımışlar. Daha sonraları su bir muslukla evin önüne kadar ancak gelebilmiş. Uzaklardan üç beş litre suyu taşıyan kişi suyu ziyan edemez. Sırtında mısırını, buğdayını değirmeninde öğüten de bir parça ekmeğinin kaybını "ziyan" olarak görür.

Sosyal medyada bir video çok dikkatimi çekti. Tahminen yetmiş ve seksenli yıllarda çekilmiş. Benim için enteresan olan hiç tahmin etmediğim bir yazarın sözleri: Program sunucusu "Cimri misiniz" diye soruyor. Yazar "Evet olağanüstü cimriyim" diye cevap veriyor. "Emeğe saygılıyım, eğer emek ziyan olacaksa emeğin ziyan olmasına razı değilim. Bizim vakıfta yemek yiyen çocuklar tabaklarını sıyırırlar, tabaklarda hiçbir şey kalmaz bir pirinç tanesi dahi. Emeğe saygılı olan insan mutlaka cimri olur" diyor.

Yine eski insanlardan Hayrettin Karaca kendisiyle yapılan bir röportajda niçin her gün aynı kazağı giydiği sorulunca biri yakalı biri de yakasız olmak üzere iki kazağının olduğu ve yirmi yıllık olduğunu, "Param var alamam. Fazladan aldığınız her bir tüketim malzemesinin doğaya bedeli var" demişti.1 Yıllar önce bir çevre ile ilgili bir toplantıda yan yana beraber oturmuştuk. Meşhur kırmızı kazağı üzerinde idi, giydiği pantolonun da çok eski olduğunu fark edince "Pantolonunuz kazağınızla arkadaş mı" diye sormuştum. Yine Vehbi Koç, bir tv programında her türlü yeni arabayı alabileceğini ama çok yaşlı olan arabasıyla ilgili olarak "İşimi görüyor" demişti.