Hayat muazzam ve de gelgitli bir fırtına. Bir bakıyorsunuz içinizde tekneler kıyıya vurmuş, çatılar uçmuş. Seller yıkmış geçmiş, bereketli topraklar bataklık olmuş, sevdikleriniz sizi terk etmiş, kalmışınız ıssızlığın ortasında.
Sonra bir bakıyorsunuz güneş açmış, yeşilin ortasında dereler akmış, şirin ormanlarda bin bir ahenk kuşlar orkestrası. Tanımadığınız biri size gülümsemiş selam vermiş, tanıdıklarınız özledik yahu nerelerdesin demiş. İçiniz "her şey yolunda" hissiyle berhudar. Kalbinizde güm bede güm tadında bir yaşam sevinci...
Hayat diyorum bir medcezir, bir acı bir tatlı. Etraftaki gürültüyü azalttığınız zaman siz de duyuyor musunuz, şu evrensel gelgit sırasında denizin kumsala sürdüğü çakıl taşlarındaki sesi
***
Ömrümüzün yazı ile kışı birbirini takip ediyor. Kış gelince depresyona kayanlar, ah gitti o yazlar diye sızlananlar, bir sabah bir uyanıyorlar ki bahar gelmiş. Her yaşta bahar geliyor onu da söylemeliyim. Her kışın ardı yaz çünkü. Her gecenin sabahı var. Bazen sabah güneşi vücut elbisesini askıya asıp öteki boyuta geçtiğimiz an da açabilir. O da var. Işığın nereden geleceği belli olmuyor...
Aydınlığın insanları hep ufka bakmış, denizi seyrederken efkârlanmış olanlardır. Efkâr biliyorsunuz, fikirler demektir. Yeni fikirler daima yeni aydınlanmalardır. Çok önem verdiğimiz şeylerin önemsiz, önem vermediğimiz şeylerin mühim olduğunu anlarız. Bir ilham yağmuru başlar yıldızlı bir gökyüzünde. Güney taraflarında olur bu, çoğunlukla sıcak denizlerde.
Boşuna çıkmamış Akdeniz'den o büyük filozoflar. Yıldızlar demiştir biri, beynimizin okyanusu. Bunları bilmeyene rastlanmaz, bir astrofizikçilerde bir de öz kaygısıyla baş edenlerde...
***
Umut, insanıkâmil medeniyetine ram olmuş kişilerde bitip tükenmez. "Tek bir Tanrı'ya inanıyorum. Yeryüzü yaşamı ve ötesindeki mutluluğa inanıyorum; insanlar arası eşitliğe ve sevgiye inanıyorum" diyen Thomas Paine'e de öyle bakarlar onlar, Filibeli Ahmet Hilmi'ye de. Herkesin mizacı ayrı tabii. Zevki farklı. Kimi bir türkü sözünden havalanır üst raddelere, kimi bir şiirden, kimi aşktan sevgiden. Mesela benim milattan önce duyduğum Edip Cansever'in Yerçekimli Karanfil şiiri öyledir. Duyduğum günden beri benim aklıma Hakk gelir. Hakikat gelir.
"Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda / Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.
Sen karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte / Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor / Derken karanfil elden ele."
Evet elden ele çoğalan bir hakikat büyüyor ellerimizde. Şiirin hangi kafayla yazıldığına bakmam ben, kalbe bakarım. Ruhun volkanına...
Biz "hakikat arayıcılarını" ayrıştırıcı değil kapsayıcı yapan budur benim aklımca.
***
Cemil Meriç de öyledir benim nezdimde. Erken öten horozlar misali tam bir Kaplumbağa Terbiyecisi!
"...aydınlanmacılara göre. İnsanın yabancılaşmasıydı din, bir çeşit afyondu...
Diyorlar ki hümanizm, insanı mükemmelleştirmek, varabileceği en yüksek irtifaya yükseltmek yani gerçek insan, kâmil insan yapmak. Yalnız örnek kim olacak
Sokrat mı Da Vinci mi Erasmus mu Nietzsche'nin üstün insanı mı Ya İslamiyet İslamiyet, Yunan ve Roma'dan düşünceyi almış besleyici unsurları varlığına katmış, posayı bırakmıştı geriye. Unutmayalım ki karanlıklar içinde bocalayan Avrupa'ya antik çağın en büyük dâhisini, Aristo'yu İslam tanıştırdı. Yani Batı hümanizminin ana kaynaklarının biri İslamiyet'tir.

2