Modern dünya, tarihin sonuna gelindiği ve "demokratik" kapitalizmin insanlığın ulaşabileceği nihai nokta olduğu yanılgısıyla uzun süre oyalandı ve iflas etti. Gazze'de olanlar ve Epstein belgeleri bunun apaçık itirafı...
Batı merkezli bu tarih okuması, sadece geçmişi değil, bugünü ve geleceği de kendi fikrisabitine hapsediyor. Oysa bugün "alternatif" arayışı içinde olan zihinler için asıl çıkış yolu, ideolojik bir safsatadan ziyade, devasa bir medeniyet hafızasının yeniden canlandırılmasından geçiyor.
Şunu söylemeli: 21. Asırda İslam dünyası için mesele artık sadece bir varoluş mücadelesi değil, tarihin yönünü tayin edecek bir "eksen" belirleme meselesidir.
★ ★ ★
1600 Yılında Bir Dünya Vatandaşı Olmak...
Tarihsel perspektifimizi, Batı hegemonyasının henüz dünyayı tek tipleştirmediği bir döneme, 1600 yılına çevirelim. O dönemde Endonezya'dan yola çıkan bir seyyah; Hindistan, İran, Mezopotamya, Anadolu, İstanbul, Balkanlar ve Fas'a kadar (Yüzyıl öncesinde İspanya'ya) uzanan devasa bir coğrafyada seyahat edebilirdi. Bu uzun yolculuk boyunca seyyah, kendini hiçbir zaman yabancı hissetmez; adımlarını hep aynı "İslam" toprağında attığını bilirdi.
Bu sadece mânevi bir iklim değil, aynı zamanda siyasi ve kültürel bir bütünlüktü. Dönemin üç süper gücü olan Babür Sultanlığı, Safevîler ve Muhteşem Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetimi Türk kökenli ailelerin elindeydi. (Şah İsmail evet Türk'tü) Her şehirde ezan sesi yankılanıyor, toplumsal hayat ulemanın ve Sufi bilgelerin irfanıyla şekilleniyordu. Bu coğrafyalardaki kültürel ortaklık o kadar derindi ki, aradaki farklar ancak bugün İngiltere ile Fransa arasındaki kadardı. Ünlü tarihçi Hodgston'un da belirttiği gibi, o dönemde uzaydan gelen bir gözlemci, insanlığın dünyasının tamamen Müslümanlaşmakta olduğunu rahatlıkla söyleyebilirdi.
★ ★ ★
Batı bilinci, dünya tarihini âdeta tek yönlü bir tren rayı gibi kurgulamıştır. Bu kurguda; Mısır ve Mezopotamya'da doğan medeniyet, Yunan ve Roma ile klasik çağına ulaşır, ardından Hristiyanlığın doğuşuyla "karanlık çağlara" girer ve nihayet Rönesans, Aydınlanma ve Sanayi Devrimi ile Kapitalizmin Zaferi'ne varır. Bu anlatıda İslamiyet'in izine dahi rastlanmaz.
Oysa dünyayı İslamiyet'in penceresinden okuduğumuzda, karşımıza bambaşka bir kronoloji çıkar:
Devrim ve Doğuş: İslamiyet'in ortaya çıkışı. / Halifelik: Evrensel bütünlük arayışı. / Bölünme: Sultanlık çağı ve siyasi farklılaşma. / Yıkım ve Direniş: Haçlı ve Moğol istilaları. / Yeniden Doğuş: Üç büyük imparatorluk, istikrar ve görkem. / Kırılma: Batı'nın Doğu dünyasının içine sızmaya başlaması. / Reform ve Modernizm: İslam karşıtı Modernistlerin zaferi ve Batı etkisi.
Batı merkezli tarih okumasındaki sert İslamofobi, erdem yoksunluğu, kültürel çöküş ve siyasi çatışmaların ana kaynağıdır. Batı kendi zaferini tarihin "sonu" olarak sunarken, İslam dünyası aslında kendi tarihsel macerasının yeni bir aşamasına, bir "yeniden doğuş" sancısına hazırlanmaktadır.
Biz buna, "İnsanıkâmil Medeniyetinin" yeniden keşfi diyoruz...
★ ★ ★
İslam medeniyetinin asıl gücü sanıldığı gibi sadece askeri zaferlerden değil, antik dünyadan devralınan bilgiyi tevhid inancıyla harmanlayan muazzam bir entelektüel projeden geliyordu. Roma entelektüel anlamda bir çöle dönerken, Müslümanlar İskenderiye kütüphanelerindeki bilgiyi aliyülâlâya çıkardılar.

2