Kalp işaretinin ardındaki koku

Ne zaman iki elinin parmaklarıyla kalp işareti yapan -siyasetçi olur şarkıcı olur- bir eleman görsem içim kararır. Ya sıradan bir sahtekârdır o ya da "süzme" bir idiotloji.


Neden niye soracak olursanız, bu âni rahatsızlık, bu önyargı neden


Çünkü o kalp işareti Dijital Çağın rüküş bir tiki ve kahredici yalnızlığıdır da ondan...

***

Dünyanın bütün stadyumlarında, konser ışıkları altında kalabalıklara doğru uzatılan o jesti artık biliyoruz: İki elin baş ve işaret parmakları kavislenerek birleştirilir ve göğüs hizasında bir kalp figürü oluşturulur. Ekranlardan üstümüze boca edilen bu görüntünün, kitlesel bir sevgi gösterisi mi yoksa bir dolandırıcı tekniği mi olduğunu sormak elbette hakkımızdır. Çağın pop kültürünün, K-Pop endüstrisinin şablon pozlar kataloğuna giren bu işaret, bize iddia edildiği gibi "masum bir sevgi" mi sunuyor, yoksa bir samimiyet aldatmacası, perakende pazarlanan bir "zavallı nesne" mi

***

İtalyan sanatçı Maurizio Cattelan 1989'da bu sembolü görsel bir nesneye dönüştürdüğünde ya da sokak dansçıları figürlerinin arasına bir kalp sıkıştırdığında eylem henüz sektörleşmemişti. Ne var ki 2000'li yılların başından itibaren pop yıldızlarının ve özellikle Güney Kore merkezli devasa idol fabrikalarının elinde bu hareket, milimetrik bir koreografiye dönüştü. Hangi kamera açısına bakılacağı, gözün ne kadar kısılacağı, gülümsemenin kaç derece olacağı ve o iki elin göğüs hizasında tam olarak hangi saniyede birleşeceği önceden hesaplanmış birer imâlat kalemiydi.


Zihnimizin bu manzara karşısında hissettiği o "eğretilik", o "hazin ahmaklık", o burukluk duygusu aslında sağlıklı bir insanın reflekstir. Çünkü insan zekâsı ve sezgisi, sergilenen samimiyetin ne zaman anlık bir içtenlik ne zaman iyi çalışılmış bir rol olduğunu derhal ayırt eder. K-Pop veya popüler eğlence endüstrisi, kurduğu bu "sahte-sosyal" etkileşim düzeninde, sahnede binlerce kişiye yapılan kalp işareti, "Sermayemi senin aidiyet ihtiyacından ve duygusal açlığından devşiriyorum," mesajını kılıflar. Seyirciyi bir muhatap olarak değil, "kullanışlı" bir aparat olarak tanımlar.

***

Düşünce tarihine göz attığımızda, modern insanın bu uyduruk jestler karşısındaki yabancılaşmasını tasvir eden muazzam bir külliyatla karşılaşırız. Guy Debord'un Gösteri Toplumu'nda altını çizdiği gibi, doğrudan yaşanan gerçek insani ilişkilerin yerini imajlar ve temsil dünyası almıştır. Artık iki elle yapılan kalp işareti, yaşanan bir duygunun dışa vurumu değil, sevgi gösterisinin "gösterisidir!" Hissedildiği için yapılmaz, market rafına yerleştirilmek üzere üretilir.


Jean Baudrillard ise bu durumu bir adım öteye taşır. Baudrillard'a göre modern kültür, ortada gerçek bir içerik ve derinlik yokken onun gösterisini seri üretime sokar. Parmakların birleşmesiyle oluşturulan o simetrik kalp, aslında arka planda hiç var olmamış derin bir insani bağın "varmış gibi" yapılmasından ibarettir. Hiper-gerçeklik çağında sembol, temsil ettiği kavramı beslemek yerine onu yutar ve geriye sadece kitlelerin aynı anda taklit ettiği içi boş bir şekil kalır. İnsanları standartlaştırmak için duygular ambalajlanır.


İki elle kalp yapmak, kitle kültürünün önceden paketlenmiş sahte bireyselliğidir.

***

Edebiyatın bu yapaylığa karşı takındığı tavır ise çok daha sarsıcıdır. Milan Kundera, Varolmanın Dayanılmaz Hafifliğinde "Kitsch" kavramını incelerken, kitsch'in iki gözyaşı estetiği üzerine kurulduğunu söyler. İlk gözyaşı, iki elle yapılan kalbi görüp "Ne kadar güzel ve duygusal" der. İkinci gözyaşı ise "İki elle kalp yapan binlerce insanla birlikte duygulanmak ne kadar güzel" der. Kundera'ya göre Kitsch (ucuz klişe) ... gerçek duyguların karmaşasından ve derinliğinden korkan kitlelerin sığındığı toplu bir histeridir. Sahneden seyirciye uzatılan o parmaklar, sakil bir estetiğin küresel âyinidir.