Hayatta bazen, hiçbir zararınızın dokunmadığı, bilakis daima iyi yaklaştığınız birilerinden düşmanlık görürsünüz. Bu insanlarla aranızda hiçbir sürtüşme, hiçbir somut çatışma ve çıkar kavgası olmadığını düşünür, uğradığınız bu yersiz husumeti anlamlandırmakta güçlük çekersiniz...
İyi bir insansanız dönüp aynaya bakar, kabahati kendinizde ararsınız; ama boşuna!
Peki, nereden gelir bu tuhaf nefret, niyedir bu amansız haset Bu can yakıcı sorunun gerçek yanıtı size yönelen o kör öfkede değil, gereksiz yere düşmanlık biriktiren insanların iç dünyalarındadır.
Onların kişisel depremlerinde ve zihinsel arızalarında...
***
Bu tipler, felsefe ve psikoloji literatüründe "Hınç İnsanı" olarak tâbir edilen, nevi şahsına münhasır marazi karakterlerdir. Hınç konusunda felsefe tarihinin en ufuk açıcı çalışmalarına imza atmış olan düşünür Max Scheler'in penceresinden bakarsak; Hınç İnsanını en yalın haliyle "Ruhu kendi salgıladığı asitle zehirlenmiş kişi" olarak tanımlamak mümkündür. Bir başka ifadeyle bu durum; özünde kin, garez, haset ve paranoya gibi karanlık duygulardan beslenen aşağılık kompleksinin, ezikliğin dibine vurup oralarda çaresizce kıvranan bir insanın trajik portresidir.
Hıncın ortaya çıkmasına ve bir karakter kalesine dönüşmesine yol açan belli başlı yıkıcı duygu durumları vardır: İntikam arzusu, kötü niyetlilik, kara çalma dürtüsü ve küçümseme... Hınç, sinsi bir virüs gibi insan zihnini, düşünme biçimini, olayları algılama ve yorumlama mekanizmasını felç eder. Bu zehirli süzgeçten bakan insan, niye sizin gibi bir evi olmadığına, niye sizin kadar yetenekli olamadığına ya da neden sizin kadar takdir görmediğine kafayı takar. Hınç İnsanı, mânevi güzelleşme kabiliyeti yetersiz olduğu için, içindeki boşluğu yıkımla doldurmaya çalışır. Ki bu yüzden her türlü kötülüğün beklenebileceği son derece tehlikeli bir varlıktır.
***
Onu sıradan insanlardan ayıran en belirgin nitelikleri, yapıcı tek bir söz etmeden sergilediği negatif eleştirisi, kronik homurtusu ve her an patlamaya hazır (aktif ya da pasif) öfkesidir.
Bu hastalıklı yapının temel harcı Hasettir. Kıskançlık ve imrenme gibi duygular da hıncın arkasındaki (masumiyet maskeli) fitne fesat üreten keçibacaklı bücürlerdir. Haset, tıpkı hıncın bitmez pususunda yatan intikam arzusu gibi, aslında derin bir "iktidarsızlık" hissidir.
Kişinin hasedi, imrendiği güce veya değere kendisinin asla sahip olamayacağını anladığı o kırılma anında, yani kendi iktidarsızlığıyla yüzleştiğinde hıncı doğurur. İçteki arzu ile o arzunun gerçekleşme imkânsızlığı arasındaki gerilim, zamanla arzulanan şeyi elde eden kişiye karşı kör bir nefrete dönüşür. Artık o başarılı kişi, hınçlının kendi mahrumiyetinin tek suçlusu ve nedenidir.
***
Hınçlı insanın gerçeklikle kurduğu ilişki baştan aşağı gayri samimidir, çünkü gözü hakikati göremeyecek kadar kararmıştır. Kafasındaki düşman prototipi, her türlü olumlu özellikten yoksun, mutlak bir kötülük abidesidir. Bu sahte düşmanlığın tam karşısına ise "iyi insan" sütten çıkmış ak kaşık olarak kendini yerleştirir. Bunun gerçeği yansıtıp yansıtmaması umurunda bile değildir. Kendi kusurlarını görüp düşmanlık beslediği kişilerin meziyetlerini takdir etmesi ahlâken mümkün olmaz. Bu amansız körlük, etrafındaki güzellikleri yok sayarak diğer insanları da kendisi gibi "itibarsızlaştırma" çabasına dönüşür.
Hınç İnsanının en mühim, en ayırt edici özelliği, eleştirdiği hususlardaki düzelmelerin bile onda gizli bir hoşnutsuzluk yaratmasıdır. Onun derdi bir yaranın sarılması, bir problemin çözülmesi değildir. Kötü koşulların sürmesinden gizli, mazoşist bir memnuniyet duyar, çünkü o koşullar biterse besleneceği malzeme de bitecektir. Mıymıntı ve korkak karakteri hasebiyle, inşa etmek yerine sadece yıkmayı tercih eder. Ne de olsa bir miktar kötü niyet ve sarkastik inkâr, olumsuz eleştiri yapabilmek için kâfidir.

4