Aynada çalışılmış hareketler

Sahne sanatları çalışanlar bilir. Bazı jestler mimikler roller aynada çalışılır. Bu sadece oyuncuların değil modern bireyin de yaptığı bir şeydir. Fakat aynada çalışılan görüntü normal hayatta çoğu kez foslar. Televizyonda, sosyal medyada, orada burada tanıdığımız oturaklı insanların yekûnlu bir eleştiriye tosladıkları an nasıl edepsiz bir şirret haline geldiğini görür şaşırırız. Ya da halim selim bir yazarın ortaya saçılan skandalları karşısında bir şok dalgası sarar bizi. Ki sarmıştır.


Kimse olduğu gibi görünmez, onu diyorum. Kimse göründüğü gibi olmaz...


Bu sanki (hepimiz için) değişmez bir kural gibidir.


Tamam da neden

***

Hepimiz gündelik hayatta görünmez maskeler takarız. Aynada çalışılan duruş, aslında kişinin dış dünyaya sunmak istediği "ideal benlik" projesidir. Sosyal anksiyeteyle baş etmeye çalışan, özgüven eksikliği yaşayan ya da tam aksine çok profesyonel bir imaj çizmek zorunda olan bir insan için ayna karşısında prova yapmak, bir nevi zırh kuşanmaktır. Kişi, ruhsal yaralarını gizlemek için takındığı edâları bir siper olarak kullanır...


İnsanın ayna karşısında kendine bir gülüş, bir yan bakış ya da karizmatik bir hareket seçmesi, haddizâtında derin bir yalnızlığın ve "başkaları beni nasıl görüyor" takıntısının işaretidir. Kişi, kendi doğasını beğenmeyip, üzerinde oynanmış bir versiyonunu inşa etmeye çalışır. Bu durum, bireyin kendine yabancılaşmasının en dokunaklı örneğidir.
Aynada çalışılmış hareketler, dışarıdan bakıldığında "yapaylık ve narsisizm" gibi algılansa da derine inildiğinde "onaylanma ihtiyacı" barındırır. Oysa yaşam anlıktır; bu yüzden aynadaki o kusursuz hareket, beklenmedik bir anda mutlaka faça verir. Çünkü insan, bizzat kontrolünü kaybettiğinde tam anlamıyla "kendisidir" ...

***

Mesela Jung psikolojisinde "Persona", kişinin takındığı maskedir. Toplumun beklentilerine uyum sağlamak için, korunmak ve sosyalliklerimizi sürdürmek için inşa ettiğimiz "kamusal benlik"...


Aynada çalışılmış hareketler, Jung'dan baktığımızda laboratuvarda üretilmiş maskelerdir.


Jung'a göre Persona kötü bir şey değildir. Bilakis sosyal bir varlık olan insan için bir zorunluluktur. Halk içine çıktığımızda çırılçıplak olamayız, psikolojik bir kıyafete ihtiyacımız vardır. Bir insanın ayna karşısında duruşunu, gülüşünü çalışması, dış dünyaya sunacağı şekli şemaili ütülemesi, kusursuzlaştırmasıdır. Kişi orada kendine bir "rol" yazar.


Jung, Persona için şöyle der:


"Persona, bireyin gerçekte kim olduğundan ziyâde hem kendisinin hem de toplumun, o kişinin kim olduğuna dair kabul ettiği bir maskedir."


Aynadaki prova, o maskenin yüze ne kadar oturup oturmadığını kontrol etme telaşıdır.


Jung 'un sahih ikazı tam bu noktada başlar. Eğer insan, ayna karşısında çalışıp takındığı o ideal, karizmatik ya da kusursuz hareketlere çok fazla inanır ve kendini o maskeden ibaret sanırsa, "Persona ile özdeşleşme" tehlikesi ortaya çıkar.


Maske surata yapışır kalır...


Kişi aynadaki yapay görüntüsünü gerçek zannettiğinde, kendi gerçekliğine, kusurlarına ve derinliklerine körleşir. Jung bu durumu bir nevi ruhsal yabancılaşma olarak görür. Maske o kadar kalınlaşmıştır ki altındaki gerçek insan nefes alamaz hale gelmiş ve depresyonlardan psikozlara inmiştir...

***

Biz ayna karşısında en "makbûl," en "beğenilen" ve en "prezantabl" yanlarımızı cilalarken... Beğenmediğimiz, zayıf, öfkeli veya özürlü yanlarımızı "Gölge" kişiliğimiz denen heybeye, istenmeyen şeyler torbasına iteriz.