İnsanları işlere, işleri insanlara yaklaştırmak

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ülkelerinde işgücü piyasaları, son yıllarda art arda yaşanan ekonomik ve jeopolitik sarsıntılara rağmen dirençli görünümünü koruyor. 2026 yılının ilk çeyreğinde OECD genelindeki istihdam oranının yüzde 72.1'e ulaşması, tarihsel açıdan oldukça yüksek bir düzeye işaret ediyor. Ancak bu olumlu tablonun altında, dikkatle izlenmesi gereken bir yavaşlama da var.

İşsizliğin hafifçe yükselmesi, istihdam artışının yataylaşması ve işgücü piyasasındaki sıkılığın azalması bu yavaşlamanın ilk işaretleri. Başka bir ifadeyle, aynı anda hem iş arayanların iş bulmakta zorlandığı hem de işletmelerin ihtiyaç duydukları çalışanlara ulaşamadığı bir dönemden geçiyoruz.

Gençler hâlâ risk altında

Bu çelişkinin en belirgin olduğu kesimlerden biri gençler. İşgücü piyasasına yeni giren gençlerin işsizlik riski, çalışma çağındaki nüfusun geri kalanına kıyasla giderek yükseliyor. Eğitimli gençler de bu riskten bütünüyle korunamıyor.

Ücretlerdeki toparlanma da henüz tamamlanmış değil. Enerji fiyatlarındaki son yükselişten önce bile reel ücretlerdeki iyileşme hız kaybetmişti. OECD ülkelerinin yaklaşık üçte birinde reel ücretler, 2022'deki enflasyon dalgasından hemen önceki, 2021 yılı başındaki seviyesinin altında bulunuyor.

Yaşadığımız yer belirleyici

OECD'nin 2026 İstihdam Görünümü raporunun en önemli mesajlarından biri, işgücü piyasasında coğrafyanın belirleyici rolü. OECD ülkelerinin yarısından fazlasında, küçük bölgeler arasındaki istihdam oranı farkı 20 puanı aşabiliyor. Üstelik istihdam imkânlarının sınırlı olduğu bölgelerden fırsatların daha fazla olduğu bölgelere göre hareketlilik oldukça düşük. Taşınabilenler ise genellikle eğitim, beceri ve iş deneyimi bakımından istihdam edilebilirliği daha yüksek kişiler oluyor. Bu durum, geride kalan bölgelerin nitelikli insan kaynağını kaybetmesine ve mevcut eşitsizliklerin kalıcılaşmasına yol açıyor. OECD'nin bulgularına göre, en yoksul bölgelerde yaşayanların beş yıl sonra da en düşük gelir grubunda kalma ihtimali, en varlıklı bölgelerde yaşayanlara kıyasla yaklaşık yüzde 40 daha yüksek.

Rekabet etmeme hükümleri

Raporun dikkat çekici başlıklarından biri de çalışanların rakip bir işletmeye geçmesini veya rakip bir iş kurmasını engelleyen 'rekabet etmeme hükümleri'. İncelenen OECD ülkelerinde çalışanların yaklaşık üçte biri bu tür sözleşme hükümlerine tabi ve uygulamanın son yıllarda yaygınlaştığı görülüyor. Başlangıçta ticari sırları ve işletmelerin meşru çıkarlarını korumak amacıyla kullanılan bu hükümler, zamanla gizli bilgilere erişimi bulunmayan çalışanları da kapsayacak şekilde genişledi. Gizlilik sözleşmeleri, müşteri veya çalışan transferini engelleyen hükümler ile eğitim ve prim maliyetlerinin geri ödenmesini öngören maddeler de çoğu zaman rekabet etmeme şartlarıyla birlikte uygulanıyor.