Türkiye ekonomisinin omurgası nedir diye sorsak, pek çok farklı cevap alabiliriz. Kimileri ihracatı, kimileri hizmetler sektörünü, kimileri turizmi işaret eder. Ancak bütün bu alanların arkasında belirleyici bir güç vardır: imalat sanayii. İmalat, yalnızca fabrika bacalarından yükselen duman değildir. İmalat; teknolojidir, katma değerdir, nitelikli istihdamdır, ihracattır ve kriz dönemlerinde ekonominin ayakta kalma kapasitesidir. Bu nedenle imalat sanayii yalnızca bir sektör değil, ekonomik bağımsızlığın ve sürdürülebilir büyümenin temel dayanağıdır.
İmalat sanayii;
■ Yüksek katma değer üretir.
■ Ara malı üretimiyle dışa bağımlılığı azaltır.
■ İhracatın ana taşıyıcısıdır.
■ Teknolojik dönüşümün merkezidir.
■ Zincirleme etkiyle diğer sektörleri besler.
Dayanıklılık meselesi
Dünya ekonomisi son yıllarda ciddi türbülanslardan geçiyor. Pandemi, küresel tedarik zinciri kırılmaları, jeopolitik gerilimler, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar ve finansmana erişimde yaşanan sıkılaşma; özellikle üretim yapan işletmeleri doğrudan etkiliyor. Bu süreçte güçlü olan ülkelerin ortak özelliği şudur: İmalat altyapılarını korumayı ve üretim kapasitelerini canlı tutmayı başarmış olmaları. Çünkü üretim kapasitesini kaybetmek kolaydır; yeniden inşa etmek ise uzun yıllar alır. Nitelikli işgücünü kaybettiğinizde, o işgücünü tekrar kazanmak yalnızca bir teşvik meselesi değildir; güven, öngörülebilirlik ve sürdürülebilir politika gerektirir.
Koruma perspektifi
İmalat sanayii aynı zamanda istihdam açısından stratejik bir alandır. Özellikle 5510 sayılı Kanunun 4/1-a bendi kapsamında çalışan sigortalı işçilerin önemli bir bölümü bu sektörde yer almaktadır. İmalatta istihdamın korunması;
■ Sosyal güvenlik sisteminin prim gelirlerini, ■ Hane halkı gelir istikrarını, ■ Bölgesel kalkınmayı, ■ Kadın ve genç istihdamını doğrudan etkiler.
Finansmana erişim
İmalat sektöründe faaliyet gösteren işletmeler için finansmana erişim hayati önemdedir. Hammadde alımı, enerji maliyetleri, stok finansmanı ve ücret ödemeleri belirli bir nakit akışı gerektirir. Küresel finans koşullarının sıkılaştığı dönemlerde işletmelerin krediye erişiminde yaşanan zorluklar üretim zincirini doğrudan etkileyebilir. Geçtiğimiz hafta açıklanan 'İmalat Sanayi için Kredi Finansmanı ve İstihdamı Koruma Programı', üretim sürekliliğini güvence altına almayı ve istihdamı korumayı hedefleyen önemli bir politika aracı olarak devreye alınmıştır. Program; Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, KOSGEB ve İŞKUR iş birliğiyle yürütülecek. 2026 yılı içerisinde sağlanacak 100 milyar TL'lik finansmana erişim imkânı, imalat sektörünün dayanıklılığını artırmayı amaçlıyor.
Programın en kritik yönü ise doğrudan istihdam koruma şartına bağlanmış olması. Bu bakımdan, programdan yararlanmak isteyen işletmelerin 2025 yılı Kasım ve Aralık aylarına ait ortalama prim gün sayısını 2026 yılında korumaları gerekiyor. Böylece, finansman desteği yalnızca bir kredi kolaylığı olmaktan çıkıyor ve istihdamla doğrudan ilişkilendirilen bir sosyal politika aracına dönüşüyor.

19