Kaybedilen Avustralya maçının ilk yarısından çok daha durgun, çözüm üretilemeyen bir devre. Tıpkı orada olduğu gibi şut ve ortaya bel bağlayan, daha doğrusu ilk maçın analizinin Paraguay'a öğrettiklerine yine boyun eğen bir tarz... Top bizimkilerin ayağında, ancak pas hızı ilk maçta olduğu gibi yine düşük kaldığından, rakip savunmayı yerinden oynatamayınca işlevsellikten uzak hücumlar izleyip durduk. Üstelik maçın başındaki ilk şutta gol yenmişken... İkinci devre de hız ve yaratıcılık açısından Barış Alper, Deniz ve Can'a rağmen uzun süre değişen çok şey olmadı. Çözüm bizimkilerin yapacaklarından daha çok, rakibin yapamayacaklarına bağlı görünüyordu. O da olmadı. Gördük ki bizim hücumlar bir tür gelişigüzellik içeriyordu. Şöyle de söylenebilir, iki maçta da rakipler hücumda çok az şey yaparak galip geldi. Lakin savunmada gayet iyi olduklarını ihmal etmemek gerek.
Marifete, yeteneğe karşı... Bu kupa dolayısıyla marifete
Bu kupa dolayısıyla marifete, yeteneğe karşı organize savunmanın neler yapabileceğine bir kez daha şahit olduk. Oysa ki kupa başlamadan önce büyük sürpriz yapması beklenen takımların ön sıralarında gelenlerinden biriydi bizimkiler. Ve yine gördük ki rakipler Hakan, Kenan, Arda gibi üst seviye becerilerden nasıl korunacakları dersine biraz da birbirlerinden esinlenerek çalışmıştı. Bizim buradaki "Yetenekliyiz" böbürlenmemizin içinin ne kadar boş olduğunu da bu kez küresel ölçekte bir kez daha deneyimledik. Gelinen noktada bu sonuç nedeniyle "sorumlu" aramak yerine "sorunları" aramayı öncellersek, çözümlere ulaşma konusunda süreyi de kısaltmış oluruz. Yoksa "sorumlu avı"na çıkıp, daha önce yaptıklarımızı tekrarlarsak belki 24 yıl değil ama epeyce bekleriz...

24