Başlamadan kararını vermiş çok insan vardı ve Barcelona'nın kazanacağı kesin görünüyordu onların gözünde. Öyle de ilerledi ilk devre. Top onlarda, baskı onlardaydı ve bu da normaldi. Tekrarlarla oluşturdukları alışkanlıkları üst düzeydeydi. Merak, Galatasaray'ın neler yapacağındaydı. İlk devre boyunca top ayağında çok az kalmışken genel olarak yüksek toplarla oynamayı tercih etti Okan Buruk'un takımı. Lakin en öndeki Osimhen henüz o topları olumlu hale getirecek fiziksel düzeyden uzaktı. 28. dakikadaki Batrakov golü ise o ana kadarki Galatasaray oyununun adeta tekzibi niteliğindeydi! Barış Alper Yılmaz etkisiyle dindirilen Barcelona hücumu, Uğurcan Çakır'dan başlayıp Batrakov tarafından olgunlaştırılıp Leao üzerinden yine Batrakov tarafından bitirildi. Golde tüm sahayı temassızca aşan üç oyuncu gayet pratik bir gol atmış oldu. Ancak defanstan çıkmaya çalışırken ön alan baskısına yakalanıp, Joao Garcia'nın golü engellenemeyince devamında olacaklar da sanki belli oldu.
Memleket anlatısı
İkinci devre başlar başlamaz maç Galatasaray kalecisi ve savunmasıyla Barcelona arasında geçer hale geldi. Böyle olacağı baştan belliyse de atılan golde olduğu gibi farklı çözümler üretilebilirdi. Fakat "gürültülü tezahürat"ın bu tip maçların ayırt edici faktörü olduğunu işlemeye bayılan memleket anlatısı bir kez daha gerçekle yüzleşti! Takım da tribün de maçtan çekildi... Evet Barcelona'nın gücü ortada, ancak bizim ülkenin birbirini tüketen vasatı düşük futbolu Milli Takım da dahil uluslararası maçlara çıkan takımların en büyük sorunu. Paralar hesapsızca su gibi harcanırken, ülke futbol seviyesi bu denli düşük kalınca bu sonuçlar kaçınılmaz oluyor. Bakalım bu maçtan hem Galatasaray hem Avrupa'da oynayacak "çok borçlular" neler öğrenecek Maçlar devam ettikçe hep birlikte göreceğiz. Unutmayalım ki, yürünecek daha çok yol var. Önemli olan kazanımları artırmanın yollarını aramak...

18