Memleketimizin büyüklük algısı, hele ki futbolda, başının büyük derdidir. Kendi düşünsel sınırlarının dışında kalan hemen her şey "küçük" ya da "kolaydır". Gittiği yeri beğenmemek, orada yaşayanları "sınırlı" kendini "sınırsız" sanmak haniyse coğrafya hasletidir. İnönü'ye beraberlikle gelip Avrupa yolculuğunu riske eden Beşiktaş bir de devre sonu golü yediğinde zaten karışık olan kafalar iyice karışmış olmalı. Nicedir futbolcu becerisine dayalı çözümlerin peşine takılan Beşiktaş bir de devre başında Felix Udokhai'nin yersiz hamlesiyle eksik kalınca, iş çığırından çıkma sınırına geldi. Yine görüldü ki parasını namlı isim, yetenek ve tecrübeye yatıran ülkemiz, ciddi bir atletizm sorunu olduğu gerçeğiyle bir türlü yüzleşmek istemiyor. Bir gece önce Benfica öncelikle fiziksel yeterlikle Şampiyonlar Ligi'ne kalırken, Beşiktaş 60'a kadar rakibine göre hayli ciddi anlamda koşamaz, basamaz göründü. Oysa ilk on biri 90 milyon Avro olan Beşiktaş'a karşın 17.5 milyon Avro'luk İsviçre takımına daha fazlasını bekliyordu taraftarları! Ancak sürekli oyuncu alıp, beklentiyi ısrarla yükseltmek futbolda sanıldığı kadar işe yaramaz. Bunu bilmek için de "alim" olmaya gerek yoktur. Mevcut tablo Ole Gunnar Solskjaer'in hanesine yazılacak kuşkusuz. Çünkü en kolay çözüm budur! Tıpkı son yıllardaki onca sezonda olduğu gibi! "Gönder" yerine "Kim olduğu fark etmez yenisini getir!"