Mutluluğun şehri...

En mutlu şehirler araştırması var ya hani... Dünyanın en mutlu insanlarının yaşadığı yeri merak edip o meşhur küresel endekslere baktığınızda karşınıza daha çok o coğrafya çıkar: İskandinavya... Bu listenin zirvesine ambargo koymuş şehir, Kopenhag... Hollanda'nın başkenti Amsterdam'dan ilham alınarak inşa edilmiş, her yeri kartpostal görüntüleri veren, tarihî binaları, yel değirmenleriyle muhteşem şehir. Fakat bu şehirde birkaç gün geçirdiğinizde iklimi gibi soğuk olan bazı gerçeklerle yüzleşiyorsunuz.

Kopenhag, kanallarıyla Amsterdam'ı andırsa da sokaklardaki dinamizm çok farklı. Evet, orası tam bir bisiklet şehri... Nüfusun neredeyse yarısı işine, okuluna iki tekerlek üzerinde gidiyor. Bizim alıştığımız o devasa araç parkları, bu şehirde bisikletler için. Göz alabildiğine bisiklet. 'Aman da ne güzel' diyebilirsiniz. Çevre dostu, masrafsız, kolay... Evet, kâğıt üzerinde öyle. Fakat pratikte, Kopenhag sokaklarında yürüyen bir yayaysanız, kendinizi her an bir aksiyon filminin ortasında bulabilirsiniz.

Amsterdam'da bisiklet kültürü şehrin organik akışına, yumuşaklığına ayak uydurmuş durumdadır mesela. Bisikletliler nispeten daha esnek, daha nazik, yayaya daha saygılı olur. Kopenhag'da ise durum neredeyse "iki tekerlekli teröre" dönüşmüş durumda. Kendi özel otobanlarında saatte 25-30 kilometre hızla, gözünü kırpmadan, milimetrik hesaplarla giden bir bisiklet ordusu hayal edin. Yayaya kırmızı ışık yandığı an ya da yanlışlıkla bisiklet yoluna bir adım attığınızda, korna sesleri yerine üzerinize doğru hızla gelen öfkeli yüzlerle karşılaşıyorsunuz. Hatta birisi bana çarptı bile.

Kurallar o kadar katı ve bu ordunun acelesi o kadar büyük ki, şehirde trafiğin asıl hâkimi ne arabalar ne de yayalar; kesinlikle o bisikletliler. Bu, insanların acımasızlığından değil de kurallarına sıkı sıkıya bağlılıktandır belki ama alışınca bu kadar zor olmaz belki...

Cüzdanı hafifleten Kuzey soğuğu

Gelelim hayatın maddi boyutuna... Türkiye'de yaşayan bizler için "hayat pahalılığı" artık günlük sohbetlerimizin birinci maddesi. Ancak Kopenhag'a adım attığınızda, pahalılığın küresel zirvesini görüyorsunuz. Kopenhag ile bizim metropollerimizi, örneğin İstanbul'u karşılaştırmaya kalkmak, iki farklı gezegeni karşılaştırmak gibi ama insan karşılaştırmadan da yapamıyor. Bizim mis gibi, dünyaca ünlü yiyeceğimiz simit malum. Bazı katsayılara göre ülkemizde ortalama gelir aylık 40 bin lira civarında. Bu tutarla 2.000 simit alabiliyorsunuz. Onlarda kişi başı gelir ortalaması 50-52 bin kron (Google bilgisi). Aslında Fransa'nın geleneksel yiyeceği olan, onların da çok tükettiği kruvasana bakalım. 30-35 Danimarka Kronu etiket taşıyan bu ünlü yiyecekten 1.400-1.500 adet civarında alabiliyorsunuz. Marketler de pahalı. Bizdeki fiyatın 3 katına tavuk alıyorlar. Say say bitmez. Fena pahalı... Harcadığınız her kuruş, Kuzey'in soğuk rüzgârlarını hissettiriyor, her fiyatı 7 ile çarpmak zorunda bırakıyor... Bir-iki gün sonra çarpmayı bırakıyorsunuz ama pahalı. Her şey çok pahalı. Bir tek bisiklet kirası ucuz. Bizde saati en az 150-200 lira, onlarda 30-50 lira arasında.. Şehirde her adımda karşılaştığım Türklerin de en çok şikâyet ettiği bu: Çok pahalı...

Sırada o can alıcı soru var: Bu kadar pahalı, bisikletlilerin bilmeyene terör estirdiği, insanların gülmediği bir şehir nasıl dünyanın en mutlu yeri seçiliyor

İşte Kopenhag'ın en büyük tezatlığı tam olarak burada saklı. Şehri gezerken sokaktaki insanların yüzlerine bakıyorsunuz; o meşhur "mutluluk raporlarındaki" kahkahaları, neşeli kalabalıkları arıyorsunuz ama maalesef... Karşılaştığınız manzara, genellikle ifadesiz, mesafeli ve donuk yüzler oluyor.

Danimarkalıların mutluluğu, bizim anladığımız anlamda bir