Sohbetin bittiği yerde

Bir toplumun geleceğini yalnızca ekonomisi, teknolojisi veya şehirleri belirlemez. Asıl belirleyici olan; nesilden nesile aktarılan değerleri, kültürü ve ortak hafızasıdır. Ne yazık ki bugün, bizi biz yapan birçok geleneğin sessizce hayatımızdan çekilişine tanıklık ediyoruz.

Yakın zamana kadar köy odaları, mahalle kıraathaneleri, kültür evleri ve sohbet meclisleri sadece insanların bir araya gelip çay içtiği mekânlar değildi. Buralar, hayatın okuluydu. Yaşlılar tecrübelerini anlatır, gençler dinler, söze değer verilir, fikirler tartışılırdı. Siyasi gelişmelerden ekonomiye, tarihten dine, kültürden ahlaka kadar pek çok konu konuşulur; herkes birbirinden bir şey öğrenerek evine dönerdi.

Bu sohbetlerde bazen hararetli tartışmalar yaşanırdı. Farklı görüşler dile getirilir, eleştiriler yapılırdı. Ancak bütün bunlar saygı sınırları içinde gerçekleşirdi. Çayın buğusu yükselirken gönüller de birbirine ısınır, bilgi ve tecrübe farkında olmadan yeni kuşakların zihinlerine nakşedilirdi.

Bugün ise bu irfan meclislerinin yerini büyük ölçüde dijital platformlar aldı. Teknolojinin hayatımıza sunduğu kolaylıklar elbette inkâr edilemez. Ancak kontrolsüz kullanımı, bilgiye ulaşmayı kolaylaştırırken bilgeliği hayatımızdan uzaklaştırdı. Artık herkes konuşuyor; fakat dinleyen çok az. Herkes üretici olduğunu iddia ediyor; fakat üretilenlerin önemli bir kısmı bilgi değil, gösteriş ve tüketim kültürünü besleyen içeriklerden ibaret kalıyor.

Toplumun diline ve davranışlarına baktığımızda bu değişimin izlerini açıkça görebiliyoruz. Dün sokakta büyüğüne hürmet eden, küçüğünü koruyan bir anlayış hâkimdi. Bugün ise nezaketin yerini kaba ifadeler, saygının yerini laubalilik almaya başladı. Aile içinde bile roller değişti; anne babaya hürmetin yerini zaman zaman tahakküm, fedakârlığın yerini bencillik aldı. Oysa güçlü toplumların temelinde güçlü aileler vardır.

Daha da düşündürücü olan ise çalışmadan kazanma arzusunun normalleşmesidir. Emek vermeden zengin olma hayali, sosyal medyada sergilenen yapay hayatların etkisiyle özellikle genç kuşaklar arasında cazip gösteriliyor. Oysa medeniyetler emekle yükselir, alın teriyle güçlenir. Kolay kazanç tutkusu ise bireyi de toplumu da üretmekten uzaklaştırır.

Bugün karşı karşıya olduğumuz sorun yalnızca teknolojinin yanlış kullanımı değildir. Asıl mesele, değer aktarımını sağlayan ortamların ortadan kalkmasıdır. Çocuklarımızın karakterini şekillendiren meclisler azaldıkça, onları şekillendiren ekranlar çoğalmaktadır. Dijital dünya bir araçtır; fakat hiçbir ekran bir dedenin nasihatinin, bir annenin duasının, bir babanın tecrübesinin veya bir köy odasında yapılan samimi sohbetin yerini dolduramaz.