Bugün 21 Ekim... Dünya Gazeteciler Günü derler, Basın Bayramı derler, süslü laflarla vitrinleri donatırlar.
Türkiye'de ilk özel Türkçe gazete olan Tercüman-ı Ahvâl'in yayına başladığı bu tarihi günde, herkes kâğıt üstünde tebrik mesajları yayınlıyor
Fakat madalyonun arkasını çevirmeye kimse bakmak istemiyor.
Gelin, vitrindeki o parlak "Basın Özgürlüğü" ambalajını bir kenara bırakıp işin gerçek mutfağına inelim. Veya inilmesini rica edelim sayın büyüklerimizden.
Bugün gazetecilik mesleği neden itibarsızlaştı veya neden güvenirliliğini kaybedip ayaklar altında. Ve neden itibar, internetlerdeki tık avcılığına feda ediliyor
Cevabı çok basit.
Sektörde meslek dışı kişilerin ticari ilişkilerine kalkan olanlarla, dış fonların gazıyla sokakta caka satanların elinde kalem oldu da ondan.
İşin aslı şu ki memlekette her mesleğin bir zabıtası, bir denetçisi var.
Yani kaldırımda izinsiz simit satanı zabıta kovalar, bozuk et satan kasabın kapısına zabıta mührü vurulur, vergisini kaçıran esnafın ensesinde Maliye biter.
Gazete, Dergi, Radyo, TV yayınlarının denetiminin başında ilgili kurumlar var. Onlarda işlerini hakkıyla yapıyorlar saygıyla karşılıyoruz.
Peki ya sahada
Eline bir mikrofon bir kamera alan ben gazeteciyim diyen sokakta.
Vatandaşın günlük hayatının tam ortasında "ben gazeteciyim" diye dolaşıp şantajla, fonla, yalan haberle ortalığı birbirine katanların denetçisi veya zabıtası kim
Hiç kimse!
Eline nereden aldığı belli olmayan bir( akreditasyon kartı!) alan ya da telefonuna bir haber sitesi kuran, memleketin bekasına dinamit koymayı "haber niteliği" diye yutturuyor.
Bizim vatandaşımızda bilgi sahibi olmadan bu tiyatroyu izliyor. Sonra tıklanma uğruna atılan "Öyle bir şey yaptı ki..." başlıklı uyduruk haberlere tıkı basıp, sonra da "Gazeteciler de iyice güvenilmez oldu" diye dert yanıyor.
Ne kadar ekmek, o kadar köfte!
Sosyal medyadaki doğrulanmamış dezenformasyonu "sıcak gelişme" diye yutarsanız, hakiki habercinin canına ot tıkarsınız.
Bu yüzden de zaten mesleğimize ot tıkıldı...
Gelelim mesleğin görünmeyen kahramanlarına...
Siz hiç en lüks otelin lobisinde Holding CEO'suyla, Valiyle, Vekille, Hâkimle aynı masada oturup; toplantı bitiminde evine gitmek için otobüs durağında soğuktan titreyen bir adam gördünüz mü İşte o, gazetecidir.
Bizim tayfa, sefalet ücretiyle çalışır ama krallar gibi yaşamak zorundadır. Yemeği en lüks mekânda yer, haberini en şaşaalı salonda yazar, lakin cüzdanındaki delik görünmesin diye bin dereden su getirir.
Başkasının hakkını, hukukunu, sefaletini savunurken kendi sefaletine toz kondurmaz. Çünkü çıkarırsa "Aç gözlü" olur, çıkarmazsa "Onurlu gazeteci"...

3