GLP-1 ilaçların etkisiyle önce restoranlarda porsiyonlar küçüldü, sonra moda dünyasında zayıf bedenlere uygun tasarımlar öne çıktı. Şimdi ise Chanel'in kreatif direktörü Matthieu Blazy, buna karşı gelerek Coco Chanel'in mirasına ve giyim konusunda kadınlara özgürlük ve rahatlık tanınmasına sahip çıkıyor.
Hatırlayacaksınız, geçen yıl "Küçülen porsiyonların sırrı" başlıklı yazımda, zayıflama ilaçlarının restoran dünyasını nasıl dönüştürmeye başladığını anlatmıştım. "Farmakolojik iştah devrimi"nin tabakların yanı sıra gastronominin iş modelini de değiştireceğini söylemiştim. O gün mesele porsiyonlardı. Elbette, aynı devrim gardıroplara da ulaştı. Çünkü moda tarihi bize hep aynı şeyi anlatıyor; beden değiştiğinde kıyafet de değişiyor.
Farklı markalarda zayıflama ilaçları artık yalnızca sağlık sektörünün konusu değil. Morgan Stanley'nin raporlarından lüks tüketim analizlerine kadar pek çok araştırma, bu ilaçların kozmetikten havayollarına, gıdadan hazır giyime kadar birçok sektörü yeniden şekillendireceğini öngörüyor. İnsanlar daha az yiyor, daha az alkol tüketiyor, beden ölçüleri değişiyor, dolaplarını yeniliyor. Hazır giyim markaları yeni beden dağılımlarını planlıyor, lüks markalar ise koleksiyonlarını bu yeni siluete göre yeniden düşünüyor.
Ortak bir estetik
Bu dönüşümün en görünür sahnesi ise bu sezon Paris Haute Couture Haftası oldu. Son iki yıldır kırmızı halılarda dikkatleri çeken ortak bir estetik vardı. İncecik belli silüetler, vücudu ikinci bir deri gibi saran balık elbiseler, kalem etekler, korseli gece kıyafetleri dikkati çekiyordu. Kilo kaybıyla birlikte kaybolan kıvrımları yeniden inşa etmeye çalışan tasarımlar geri döndü. Moda, yeni bedenlere uyum sağlıyordu.
The New York Times, Paris Haute Couture Haftası'nı değerlendirirken bu eğilimi, "GLP-1 fashion" başlığı altında ele aldı. Gazetenin moda direktörü Vanessa Friedman'a göre, GLP-1 ilaçlarıyla incelen bedenler, son dönemin dar kalıplı, sıkı korseli ve vücudu yeniden şekillendiren moda anlayışını besliyor. Bu tespit aynı zamanda sosyolojik bir okuma. Çünkü moda endüstrisi yıllarca kapsayıcılığı, farklı bedenleri ve çeşitliliği konuştu. Ancak yeni ideal beden ortaya çıkar çıkmaz sektörün eski refleksleri de hızla geri döndü. İncelen bel yeniden vitrinin merkezine yerleşti.
Heykelsi bir couture dili
Paris'teki koleksiyonlar bu tartışmayı bütün açıklığıyla gözler önüne serdi. Schiaparelli'de Daniel Roseberry yine heykelsi bir couture dili kurdu. Schiaparelli'nin kadını yürümekten çok izlenmek için var gibiydi. Jonathan Anderson'ın Dior için hazırladığı ilk haute couture koleksiyonu ise haftanın en çok konuşulan defilelerinden biri oldu. Bu koleksiyon sosyal medyada tek karelik etki yaratmaktan çok, yakından incelendikçe değer kazanan couture anlayışını temsil ediyordu.
Balenciaga'da yıllardır markanın imzası olan teatral gösteriler, yerini daha rafine terziliğe bıraktı. Giorgio Armani ise her zamanki gibi zamansız zarafetinden ödün vermedi. Akışkan ceketler, ipek pantolonlar, hafif gece kıyafetleri ve bedenle kavga etmeyen siluetler, modanın rahatlık arayışının en rafine örneklerinden biriydi. Iris van Herpen ise modanın geleceğini sorgulamayı sürdürdü. Aslında bütün bu farklı koleksiyonların ortak noktası vardı: Logolar geri çekiliyor. Gösterişli marka isimlerinin yerini zanaat alıyor.
Özgür bırakılmış kadın bedeni
Bir başka dikkat çekici eğilim ise hareket kavramı. Yıllardır couture denilince akla gelen ağır, heykelsi ve neredeyse yürünemeyen kıyafetlerin yerini daha hafif, daha akışkan ve günlük yaşama yaklaşan tasarımlar almaya başladı. Cepler geri döndü. Pantolonlar çoğaldı. Kat kat korselerin yerini bedene nefes aldıran kesimler almaya başladı.
İşte tam da bu noktada Paris Moda Haftası'nın en ilginç karşı çıkışı Chanel'den geldi. Çünkü Matthieu Blazy'nin anlattığı masalın kahramanı aslında "Külkedisi" değil, özgür bırakılmış kadın bedeniydi. Paris Haute Couture Haftası'nın en çok konuşulan koleksiyonlarından biri, aslında en gösterişli olanı değildi. Matthieu Blazy'nin Chanel için hazırladığı koleksiyon, dev dekorlar, masalsı göndermeler ve olağanüstü el işçiliğiyle dikkatleri çekse de asıl mesajı çok daha sadeydi; moda bedeni yönetmek değil, onunla birlikte yaşamak zorunda.

4