Venedik her mayıs ayında sanatçıları, sanatseverleri, sanat kurumları temsilcilerini ve koleksiyonerleri bir araya getiriyor.
Bu yıl gündem her zamankinden daha tartışmalı.
Çünkü 61. Venedik Bienali daha kapılarını açmadan, jürinin topluca istifasıyla sarsıldı.
Peki bu karar doğru muydu
Evet, ama eksik.
Jürinin pozisyonu netti, International Criminal Court (Uluslararası Ceza Mahkemesi) tarafından suçlamalarla karşı karşıya olan ülkelerin ödül değerlendirmesine alınmaması gerektiğini savundular.
Bu yaklaşım, sanatın etik sorumluluğu olduğu fikrine dayanıyor.
Ancak Bienal yönetimi "kapsayıcılık" ve "sansüre karşı duruş" diyerek başka bir çizgide durdu.
Sonuç, tüm jüri üyelerinin istifası.
Burada asıl mesele şu, bienal bir sanat platformu mu, yoksa küresel siyasetin sahnelerinden biri mi
Açıkçası artık ikisi de.
Bu yüzden jürinin kararı ilkeli ama gerçekliğe temas etmekte zorlanan bir tavır olarak kalıyor.
Çünkü Venedik Bienali, doğası gereği zaten ulusal pavyonlar üzerinden işleyen politik bir yapı.
Bu da demek oluyor ki, siyaseti kapıdan kovsanız, Giardini'den geri giriyor.
Bienal yönetiminin çözümü ise daha da ilginç, ödülleri halka bırakmak.
'Visitors' Lion' ile karar izleyiciye devredildi.
Bu bir demokratikleşme mi, yoksa sorumluluktan kaçış mı
İkisi de aslında.
Ama kesin olan şu, bu yıl ödüller kadar oylama davranışları da konuşulacak.
Tüm bu gürültünün ortasında sanata dönmek hala mümkün mü Evet, hatta şart.
Bu yılın ana sergisi, Mayıs 2025'te hayatını kaybeden değerli küratör Koyo Kouoh'un 'In Minor Keys' başlığıyla daha sessiz, daha içe dönük bir ton öneriyor.
Gürültüden çok, fısıltıya kulak veren bir sergi.
Belki de tam da bu yüzden zamanın ruhuna iyi denk düşüyor.
Türkiye Pavyonu ise bu sessizliğin içinde güçlü bir yer tutuyor.
Nilbar Güreş'in 'Gözlerinizden Öperim' başlıklı sergisi, tekstilden videoya uzanan çok katmanlı bir dil kuruyor.

7