THY Frieze NY'ta

New York'un mayıs ayı artık yalnızca müzayedelerin, galerilerin ya da koleksiyonerlerin buluşma zamanı değil.

Aynı zamanda kültürel gücün, marka prestijinin ve küresel görünürlüğün yeniden dağıtıldığı çok önemli bir vitrin.

İşte tam da bu nedenle Türk Hava Yolları'nın Frieze New York kapsamında açtığı lounge alanı, sıradan bir marka iş birliği çalışmasının çok ötesinde okunmalı.

Çünkü bugün sanat dünyasında görünür olmak, doğru yerde, doğru zamanda kültürel bir aktör olarak konumlanabilmekle ilgili.

Frieze New York, bugün çağdaş sanat dünyasının en önemli buluşmalarından biri.

Dünyanın en güçlü galerileri, müze direktörleri, vakıf yöneticileri, koleksiyonerleri ve sanatçıları birkaç gün boyunca aynı çatı altında buluşuyor.

Bu yıl fuara 75 ülkeden yaklaşık 25 bin ziyaretçi katıldı.

The Shed'de gerçekleşen organizasyonda sanatın yanı sıra kültürel diplomasi de öne çıkıyor.

Türk Hava Yolları'nın burada görünür olması son derece stratejik ve önemli bir adım.

Çünkü THY artık Türkiye'nin en önde gelen küresel markalarının başında geliyor.

Dünyada en fazla ülkeye uçan havayolu olma iddiasını yıllardır başarıyla taşıyor.

Ancak küresel marka olmanın yeni döneminde mesele sadece network büyüklüğü değil.

Kültürle kurulan ilişki de belirleyici.

İşte Frieze'de açılan lounge tam da bu nedenle önemli.

Bu tarz platformlar artık klasik reklam alanları değil.

Burada markalarla duygusal ilişki kuruluyor.

Koleksiyonerler, müze patronları, sanatçılar, kreatif endüstrinin karar vericileri aynı ortamda vakit geçiriyor.

THY'nin Frieze gibi bir alanda yer alması, markanın algısını kültürel sermayeyle güçlendirmesi açısından son derece değerli.

Peki fuarın kendisi nasıl geçti

Öncelikle şunu söylemek gerekiyor: Piyasa hâlâgüçlü ama artık çok daha seçici.

Pandemi sonrası dönemin agresif satın alma iştahı yerini daha kontrollü bir koleksiyoner davranışına bırakmış durumda.

Bu yıl Frieze'de en çok dikkat çeken şey, koleksiyonerlerin artık hikâyesi olan, müzeler tarafından desteklenen ve bienallerde görünürlük kazanmış sanatçılara yönelmesi.

Spekülasyon yerine kurumsal güven aranıyor.

Fuarın yıldızlarından biri Latin Amerika galerileri oldu.

Brezilya, Meksika, Kolombiya ve Peru'dan gelen galeriler güçlü sunumlar yaptı.

Özellikle yerli kimlikler, sömürge sonrası hafıza, doğa politikaları ve ekolojik kırılmalar etrafında şekillenen işler büyük ilgi gördü.

Perulu sanatçı Seba Calfuqueo'nun W-Galería'daki sunumu fuarın en çok konuşulan bölümlerinden biri oldu.

Mapuche kültürü üzerinden kimlik, beden ve sömürgecilik meselelerini ele alan sanatçı aynı zamanda Focus bölümünün ödülünü de aldı.

Baltimore Museum of Art'ın işi satın alması, artık müzelerin genç sanatçıları ne kadar erken radarına aldığını da gösteriyor.