Sinemada bazen hikâyeden ya da oyunculardan çok, arka plandaki sanat eserleri akılda kalıyor.
Son yıllarda bu durum tesadüf olmaktan çıktı, sanat eserleri artık filmlerde dekor gibi görülmüyor, aksine rol çalıyor.
Spike Lee'nin 'Highest 2 Lowest'ı bunun en güncel örneklerinden biri.
Denzel Washington'ın canlandırdığı David King'in New York'taki teraslı çatı katı dairesi duvarlarındaki Basquiat'lar, Kehinde Wiley'ler, Gordon Parks'larla konuşuluyor.
Bu eserler sadece 'zengin evi' görüntüsünün parçası değil, çünkü karakterin zihnini, ahlaki çatışmalarını ve kültürel hafızasını da görünür kılıyor.
King zor bir kararın eşiğine geldiğinde, kameranın James Brown ve Aretha Franklin portrelerine dönmesi boşuna değil.
Spike Lee, hikâyeyi sanatla anlatıyor.
Aslında bu, Lee sinemasının eski bir refleksi.
'Do the Right Thing'den 'Malcolm X'e kadar duvarlarda asılı afişler, fotoğraflar hep birer sembol oldu.
'Highest 2 Lowest'ta en büyük fark şu, yönetmen bu kez kendi koleksiyonunu karakterinin kimliğine ödünç veriyor.
Filmde gördüğümüz sanat, kurgulanmış bir zevkin değil, bizzat Lee'nin dünyasının özeti.
Sanat burada otantik bir güç kazanıyor.
Benzer bir "rol çalma" durumu Rian Johnson'ın 'Knives Out' evreninde de karşımıza çıkıyor.
'Wake Up Dead Man'de bir sahneliğine beliren Rembrandt göndermesi, Isabella Stewart Gardner Müzesi'nden 1990'da çalınan 'Christ in the Storm on the Sea of Galilee', hikâyeyi destekleyen önemli bir unsur.
O resmi bilen seyirci için sahne derinleşiyor, bilmeyen için bile huzursuz edici bir aura yaratıyor.
Rembrandt'ın 'Christ in the Storm on the Sea of Galilee' (1633) adlı tablosu, sanat tarihinin en esrarengiz kayıpları arasında yer alıyor.
Sanatçının henüz 27 yaşındayken yaptığı bu erken dönem eseri, ani bir fırtınayla savrulan balıkçı teknesinde paniğe kapılmış havarileri ve tüm kargaşaya rağmen sükunetini koruyan İsa'yı betimliyor.
İnsan kırılganlığı ve korku temasını görselleştiren sahnede, izleyiciyle göz göze gelen tek figür ise Rembrandt'ın kendisi: Bir eliyle uçacak şapkasını tutarken diğer eliyle halata sarılan ressam, fırtınanın içine kendi varlığını da yerleştiriyor.
Bu detay, tabloyu kişisel bir yüzleşmeye dönüştürüyor.

9