Open House İstanbul ile görünmeyeni görmek

Bir şehrin en güçlü hikâyesi, çoğu zaman kapalı kapıların ardında.

Sokakta her gün önünden geçtiğimiz ama hiç içini görmediğimiz yapılar, aslında o kentin hafızasının sessiz tanıkları.

Bu sessizliği ilk kez kıran fikir ise 1992 yılında Londra'da doğdu.

Mimarlık, herkesin ilgisini çekmeli düşüncesiyle yola çıkıldı.

Open House, kısa sürede bir şehir etkinliğinden öteye geçti.

Londra'da başlayan bu hareket, zamanla Barcelona'dan New York'a, Roma'dan Melbourne'a uzanan bir ağ kurdu.

Bugün Open House Worldwide, 60'tan fazla şehirde mimarlığı kamusallaştıran küresel bir platforma dönüşmüş durumda.

Her yıl eylül ayında Londra'da gerçekleşen Open House London ise bu ağın en güçlü halkalarından biri olarak, kentin tüm mahallelerini kapsayan bir mimari keşif haftasına ev sahipliği yapıyor.

Bu uluslararası fikrin uzantısı olarak, Open House İstanbul, Aleyna Alan, Begüm Bayraktar, Çiğdem Eren, Dila Kabakçı, Melda Osmanoğlu ve Nişvan Kabakçı tarafından hayata geçirildi. Mimarlık Eğitim Derneği desteğiyle ve uluslararası Open House ağına bağlı olarak yürütülen bu organizasyon, İstanbul'un mimari katmanlarını görünür kılmayı hedefliyor.

Ana sponsorluğunu Jotun'un üstlendiği festivalin en dikkat çekici yanı, şehri bir "müze" gibi ele almaması.

Tam tersine, yaşayan bir organizma olarak İstanbul'un içine giriyor.

Beyoğlu'ndan Adalar'a uzanan rotalarda 50'den fazla yapı ziyaretçilerini bekliyor.

İTÜ Taşkışla gibi akademik yapılar, Mısır Apartmanı gibi konutlar, Markiz Pastanesi gibi mekânlar bu rotanın parçaları.

Her biri, farklı bir dönemden, farklı bir yaşam biçiminden iz taşıyor.

Open House İstanbul, Tünel'den Çiçek Pasajı'na, Karaköy'den Şişhane'ye uzanan pasaj rotaları şehrin görünmeyen geçitlerini açığa çıkarıyor.

Adalar rotası ise Büyükada'da köşkler, yetimhane, kulüpler ve eski yazlık yaşam kültürü, şehrin yavaş hafızasını yeniden kuruyor.

Eskiz yürüyüşleriyle katılımcılar çiziyor, kaydediyor, yeniden düşünüyor.