Mimar bir küratörün gözünden

FAAR Gallery'de açılan 'Ballet Mecanique' görülmesi gereken bir sergi.

Küratörü, mimar ve tasarımcı kimliğiyle bilinen Fahrettin Aykut.

Kendisini turizm yapılarından kent mekânlarına uzanan tasarım pratiğiyle tanıyoruz.

Ancak Aykut'un dünyasında mimarlık hiçbir zaman yalnızca form üretmek olmadı.

Tasarımı bir kompozisyon, mekanı yaşayan bir organizma, alanı ise hafızası olan bir varlık gibi okuyor.

Kendi deyimiyle, her yerin bir DNA'sı var.

İşte bu düşünce zemini üzerinde yükselen 'Ballet Mecanique', adını 1924 tarihli avangard filmden alıyor.

Birinci Dünya Savaşı sonrası dünyanın hızla makineleşen ritmini sorgulayan film, insan ile mekanik düzen arasındaki gerilimi parçalı bir görsel dille anlatıyordu.

Aykut'un küratöryel çerçevesi ise aynı soruyu bugüne taşıyor. Savaşın yarattığı kırılma ve şok hali, bugün teknoloji çağında nasıl yeniden üretiliyor

Bugün cep telefonlarımız, bildirimlerimiz, ekranlarımız arasında dikkatimiz bölünmüş bir şekilde yaşıyoruz.

Hayat hızla akıyor, beden başka yerde, zihin başka yerde.

Sergi tam da bu parçalanmış hali anlatıyor.

İnsan-nesne ilişkisi artık ritmik, tekrar eden, mekanik bir döngü.

Resmi, heykeli, yerleştirmeyi ve kinetik yapıları bir araya getiren seçkide yer alan sanatçılar arasında eserlerini çok beğendiğim Suat Akdemir başta olmak üzere, Birol Bayram, Monika Bulanda, Beyza Demirci, Eda Demir, Berfin Erdoğan, Gizem Olcay, Mathilde Melek An, Çağrı Saray, Müveddet Nisan Yıldırım var.

Ortaya çıkan şey çok katmanlı bir deneyim alanı.

Sergi, izleyiciyi pasif bir göz olmaktan çıkarıp deneyimin parçası haline getiriyor.

Burada asıl dikkat çekici olan, Aykut'un mimarlık deneyimiyle kurduğu bağ.

Mekanı bir fon olarak değil, hikayenin aktif unsuru olarak ele alıyor.

Duvarın rengi, ışığın yönü, boşluğun bıraktığı etki, hepsi küratöryel metnin parçası.

Tasarım ile sanat arasındaki sınırın giderek silikleştiği bir alan yaratıyor.