İstanbul Bienali'nin üç yıla yayılması fikrinden vazgeçilmiş olması iyi bir gelişme.
Ancak bu gelişme ciddi bir burukluk da getiriyor beraberinde.
Çünkü bu karar, kurumsal bir yüzleşmenin ya da sağlıklı bir değerlendirme sürecinin sonucu olarak değil, küratörün kişisel sebeplerle görevden ayrılmasıyla mecburen alınmış görünüyor.
Oysa mesele çok daha önce, çok daha derinde başlamıştı.
Danışma Kurulu'nun oybirliğiyle önerdiği Defne Ayas'ın küratör olarak atanmaması ve yerine danışma kurulunda yer alan Iwona Blazwick'in küratör olarak atanması İstanbul Bienali'nin son yıllarda yaşadığı en büyük krizlerden birine dönüştü.
Şeffaflıktan uzak karar alma süreçleri, "nihai karar bizim" açıklamaları ve uluslararası alana taşan eleştiriler, bienalin itibarına ciddi zarar verdi.
Neyse ki Iwona Blazwick daha sonra küratörlükten çekildi.
Bunun sonucunda İstanbul Bienali 2024'ten 2025'e ertelendi.
Bu kriz henüz çözülmemişken, adı üstünde iki yılda bir düzenlenmesi gereken bir bienalin, tek bir küratörün önerisiyle üç yıla yayılması fikrinin neredeyse sorgusuz kabul edilmesi ise başlı başına düşündürücüydü.
Bienal, bireysel bir küratöryel deney alanı değil.
İstanbul Bienali, yalnızca İKSV'nin değil, bu kentin, bu ülkenin ve yıllardır onu takip eden sanat izleyicisinin ortak değeri.
Böylesine köklü ve uluslararası bir markanın temel yapısının, "farklı olsun", "özgün dursun", "yabancı küratörün bildiği vardır" ya da "yurt dışında böyle konuşuluyor" gerekçeleriyle esnetilmesi büyük bir hataydı.
Daha da önemlisi, bu kararın arkasında güçlü ve ikna edici bir kurumsal duruş hiçbir zaman hissedilmedi.
Üç yıla yayılan bienal modeli, kamuoyuna açıklanırken bile netlikten uzaktı.
Bir akademi programı, bir sergi, bir başka sergi...
Peki neden
İstanbul Bienali'nin gerçekten böyle bir kendini koruma hamlesine mi ihtiyacı vardı, yoksa bu, tekil bir küratöryel vizyonun kurumsal çerçevenin önüne geçmesinin bir sonucu muydu
Christine Tohme kişisel sebeplerle görevden ayrıldı.

5