Londra Leicester Meydanı'na Bridget Jones heykelinin dikilmesi tartışmalar yarattı. Günümüzde bu kadınları onurlandırmak olarak mı yoksa tam tersine aşağılamak olarak mı algılanmalı
Londra'da Leicester Meydanı'na dikilen yeni bronz heykelin önünde toplanan kalabalığa bakınca insan ister istemez soruyor: Gerçekten mi Bu ülkenin sanatına, kültürüne, tarihine bakıp heykel dikilecek kimse bulamayınca Bridget Jones'a mı kaldık Hem de Bridget Jones'a! Yıllarca romantik komedi klişelerinin içinde debelenmiş, ne feminizmin ne sinemanın ne de sosyal gerçekliğin taşıyıcı sütunu olabilmiş bir karakterden bahsediyoruz. Bir dönem eğlendirdi, bazılarımız güldü bazılarımız iç çekti. Ama neticede, gülünç sakarlıkları ve bitmeyen özgüvensizlikleriyle var olan hayali bir figür! Buna heykel dikmek, sanatsal bir jestten çok, kültürel bir şaşkınlık hâli gibi duruyor.
Renee Zellweger heykeli görünce şöyle demiş: "Çok tatlı ama biraz tuhaf." Tuhaf olduğu kesin. Tatlı olup olmadığı tartışılır. Kadın deyince akla gelen ihtimaller Bridget Jones düzeyine inmişse orada bir sorun var demektir. Çünkü Bridget Jones, ne milyonlarca kadını temsil ediyor ne de onların hikâyesini anlatıyor. Aksine, kadınların televizyon ve sinema tarafından yıllarca ne kadar dar kalıplara sıkıştırıldığının en çarpıcı örneklerinden biri.
Popüler kültürün bronz kalıbı
Kadın karakter yaratmak için üç şey yeterli sanılmıştı bir dönem. Kilo takıntısı, sakarlık, yanlış erkeklere âşık olma becerisi. Böyle karakterlere güleriz, sempati duyarız ama onları toplumsal bir ayna gibi görmek büyük bir yanılgı. Hele adına heykeller dikilmesi daha da büyük bir yanılgı. Bridget Jones'un heykeli, kadınların karmaşık, güçlü, dirençli hikâyelerini görünmez kılıyor. Yıllardır var olma mücadelesi veren binlerce gerçek kadın kahraman, akademisyen, sanatçı, düşünür, aktivist, siyasetçi ve bilim insanı dururken, heykeli dikilecek kişinin bir film karakteri seçilmesi en hafif tabirle kolaycılık.
Üstelik heykel, Bridget Jones'un en tartışmalı yanlarını da törpülüyor. Klasik Bridget Jones'un içkiyi, sigarayı, yemekle ilişkisini, özensizliklerini temsil eden hiçbir şey yok. Onların yerine dümdüz bir karın, sevimli bir poz, tertemiz bir bronz parıltısı… Yani karakter daha prezantabl, hatta sponsorlara uygun hâle getirilmiş. Ne acı ki bu bronz figür, Bridget Jones'un kendisini bile tam olarak temsil etmiyor. E madem öyle, bu heykel kimin heykeli Bridget'in mi Seyircinin orta sınıf nostalji arzusunun mu Yoksa Leicester Meydanı'nın turistik fotoğraf ihtiyacının mı Asıl mesele şu: Böyle bir heykel, kadınları güçlendiren bir jest değil. Tam tersine, popüler kültürün kadınları yıllarca soktuğu kalıbı bronzla mühürlemek gibi bir şey.

5