Önceki akşam The Peninsula Istanbul'da gerçekleşen gala yemeğiyle 212 Photography Istanbul'un dokuzuncu edisyonu için geri sayım başladı.
212 Photography'nin en güzel taraflarından biri, tek bir açılış gecesine, tek bir müze salonuna ya da tek bir semte sığmaması, tam tersine İstanbul'u baştan sona bir sergi alanına çevirmesi.
26 Eylül - 11 Ekim arasında gerçekleşecek festival bu yıl fotoğrafın 200. yılına denk geliyor.
Programın genel fikri de aslında bu iki yüz yıllık hikâyeyi hem geçmişe bakarak anlatmak hem de fotoğrafın bugün dünyayı nasıl gördüğümüzü, neyi hatırladığımızı, neyi kaydetmeye değer bulduğumuzu ve teknolojinin bütün bu bakış biçimlerini nasıl değiştirdiğini yeniden düşündürmek.
212 Photography'yi asıl ilginç kılan, Galata'dan Tophane'ye, Akaretler'den Bomontiada'ya, St. Benoit'dan Pera taraflarına uzanan bir rota içinde bir sergiden çıkıp birkaç sokak sonra bambaşka bir fotoğraf dünyasının içine giriyorsunuz.
Bu yıl program daha çok uluslararası ağırlıklı.
Örneğin Galata Rum Okulu'nda, geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz Magnum fotoğrafçısı Martin Parr'ın İstanbul'daki ilk kapsamlı sergisi olan 'Short & Sweet: Retrospektif Bir Bakış' var.
Parr'ın elli yılı aşan üretimini bir araya getiren sergi, erken dönem siyah-beyaz çalışmalarından hepimizin zihnine kazınmış renkli fotoğraflarına uzanıyor.
Üstelik İstanbul'a odaklanan 'Parrjektif' serisi de serginin önemli eserlerinden.
Tophane-i Amire'de ise Yann Arthus-Bertrand'ın elli yılı aşan üretimini bir araya getiren 'Bir Bakışın Mirası' sergisi var. Gökyüzünden dünyaya bakmaya alıştığımız o ikonik görüntülerin ardında, insanı, hayvanları ve yaşadıkları çevreyi aynı bütünün parçaları olarak gören uzun soluklu bir fotoğraf hikayesi bulunuyor.
Aynı mekânda Helene Schmitz'in doğa ve botanik üzerine çalışmaları da yer alıyor.
Eski Posta Han ise başlı başına bir fotoğraf yolculuğuna dönüşüyor, Brazilian Modernist Photography, Jill Greenberg, Xuebing Du, Omar Victor Diop, Desiree Dolron ve Catherine Nelson'ın farklı dünyaları aynı rota üzerinde buluşuyor.
Brezilya modernizminin görsel hafızasından dijital kolaja, portreden kimlik ve temsile kadar uzanan bu çeşitlilik, fotoğrafın artık tek bir tanıma sığmadığını da hatırlatıyor.

4