Arnault ve medya savaşında kazanan yine Musk

Le Monde'un 6 bölümlük Arnault ailesi yazı dizisine, Bernard Arnault'nun bizzat cevap vermesi tartışmaları susturmak yerine daha da alevlendirdi.

Bernard Arnault ismini herkes bilmeyebilir. Ama kurduğu lüks imparatorluğunu bilmeyen neredeyse yok! Louis Vuitton çantalarından Dior parfümlerine, şampanyalarından Tiffany mücevherlerine kadar bugün lüks denildiğinde akla gelen birçok markanın arkasındaki isim o. Bir dönem dünyanın en zengin insanı olduğunda bile Elon Musk kadar görünür değildi. Musk, uzay roketleri, elektrikli otomobiller, sosyal medya paylaşımları ve tartışmalı açıklamalarıyla her gün gündemdeydi. Arnault ise tam tersine sessizliği tercih eden bir iş insanıydı. Onun gücü konuşmaktan değil, inşa etmekten geliyordu.

2022 sonunda bir gün dengeler değişti. LVMH hisselerinin gücüyle Bernard Arnault, Elon Musk'ı geride bırakarak dünyanın en zengin insanı ünvanını aldı. Serveti listelerde yukarı çıkarken, aslında birçok kişi ilk kez "Bernard Arnault kim" diye sormaya başladı.

Oysa Arnault'nun hikâyesi o gün başlamamıştı. 1949'da Fransa'nın Roubaix kentinde doğdu. Paris'in en prestijli okullarından Ecole Polytechnique'den mezun oldu. Babasının şirketinde başladığı kariyerini, cesur satın almalarla dünya çapında bir imparatorluğa dönüştürdü.

Hayatını değiştiren Christian Dior oldu. 1984 yılında iflas eden Boussac grubunu satın aldığında, elinde çok değerli bir miras vardı: Dior. Arnault, bu markanın sadece bir modaevi olmadığını, Fransız kültürünün ve lüks anlayışının sembolü olduğunu gördü. Sonrasında LVMH geldi. Louis Vuitton ile Moet Hennessy'nin birleşmesinden doğan bu grup, Arnault'nun elinde bir lüks ekosistemi hâline geldi. Moda, mücevher, saat, içki, otelcilik, sanat gibi her alanda, Arnault, uzun vadeli düşündü.

Kendi hikâyesini anlatmıyordu

Kendi sözleriyle, lüks sektörü çeyrek dönemlerle değil, nesillerle düşünüyordu. Belki de tam bu nedenle son haftalarda yaşananlar onun için alışılmadık derecede önemliydi. Çünkü Bernard Arnault, yıllardır kendi hikâyesini kendisi anlatmayı tercih etmeyen biriydi. Kamuoyu önüne çıkmayı sevmez, açıklamalarını dikkatle seçerdi. Ancak Le Monde'un yayımladığı "Bernard Arnault'nun İmparatorluğu" başlıklı altı bölümlük araştırma dizisi bu sessizliği bozdu.

Le Monde, Arnault'nun gücünü, siyasi ilişkilerini, medya yatırımlarını, sanat dünyasındaki etkisini ve en önemlisi LVMH'nin geleceğini, yani "Succession" meselesini ele aldı.

En çok konuşulan bölüm elbette aileydi. Çünkü Bernard Arnault'nun beş çocuğunun tamamı LVMH içinde önemli görevlerde bulunuyor. Delphine Arnault, Dior'un başında; Antoine Arnault, grubun iletişim ve sürdürülebilirlik alanlarında etkili; Alexandre Arnault, Moet Hennessy tarafında; Frederic Arnault, Loro Piana'nın CEO'su; Jean Arnault ise Louis Vuitton saat bölümünde görev yapıyor.

Bir baba için gurur verici bir tablo gibi görünebilir. Ama dünyanın en büyük lüks şirketlerinden biri için yatırımcıların cevabını istediği doğal bir soru da var: Bernard Arnault'dan sonra ne olacak

Bernard Arnault'nun beş çocuğunun tamamı LVMH içinde önemli görevlerde bulunuyor

''Son kraliyet ailesi''

İşte tüm tartışma burada başladı. Le Monde, bu yapının çocuklar arasında rekabet yaratabileceğini yazdı. Bernard Arnault, ise alışılmış sakinliğinin dışına çıktı. Önce LVMH hesabından, sonra kendi kişisel X hesabından seslendi. En şaşırtıcı da buydu. Yıllarca sosyal medyada görünmeyen Bernard Arnault, bir anda X'te hesap açtı. İlk mesajının başlığı bile onun mizah anlayışını gösteriyordu: "Merci." Yani, "Teşekkürler!" Ama bu teşekkür gerçek bir teşekkür değildi. Arnault'nun kendine özgü ironisiydi.

Le Monde'un kendisini "Fransa'nın son kraliyet ailesi" gibi anlattığını hatırlatarak, çocuklarının bu ifadeye güldüğünü yazdı. Hatta çocuklarının kendisine "Senin önünde gerçekten eğilmemiz mi gerekiyor" diye şaka yaptığını anlattı."Eskiden bana 'The Terminator' derlerdi. 'Son kraliyet ailesi' daha zarif" diye yazdı.

Arnault, saldırmadan espriyle mesajını verdi. Ailesinin parçalanmadığını, çocuklarının birbirleriyle rekabet eden düşmanlar değil, aynı şirket içinde çalışan profesyoneller olduğunu söyledi. "Normal bir ailede pazar günü denilen şey, bizim ailemizde entrika olarak görülüyor" ifadesi de mektubun en akılda kalan bölümlerinden biri oldu.