20 yıllık kariyerin kitabını yazdı

Moda dünyasında bağımsız tasarımcıların markaları giderek azalırken Erdem Moralıoğlu, Erdem markasının 20'nci yılını, ön sözünü Anna Wintour'un yazdığı yeni kitabı ile kutluyor

Moda dünyası artık sadece kıyafet tasarlayanlarla değil, zamanın ruhunu okuyan ve yazan hikâye anlatıcılarıyla da öne çıkıyor. Erdem markasıyla tanınan Erdem Moralıoğlu, hiç şüphesiz bu gruba ait. Rizzoli'den yayımlanan ve yaklaşık iki yıllık bir çalışmanın ürünü olan yeni kitabı "Erdem", 20 yıllık bir kariyerin özeti olmanın çok ötesinde. Kitap, en iyiler albümü olmayı bilinçli biçimde reddediyor ve tasarımcının dünyasını şekillendiren insanları, imgeleri ve duyguları bir bütünlük içinde anlatıyor.

Montreal doğumlu Erdem Moralıoğlu'nun hikâyesinde, Türk bir baba ile İngiliz bir annenin çocuğu olarak büyümesi, kendisine erken yaşta çok kültürlü bir bakış kazandırıyor. Babasının Türkiye ile kurduğu bağ, Erdem'in işlerinde sıkça rastlanan 'miras', 'aidiyet' ve 'hatırlama' temalarının duygusal arka planını oluşturuyor. Londra'ya taşınıp Royal College of Art'ta eğitim almasıyla birlikte bu çok katmanlı kimlik, tasarım diline dönüşüyor. Bu dil için, ne bütünüyle nostaljik ne de saf biçimde çağdaş; kusurlarıyla var olan, kontrollü bir romantizm de denilebilir.

Yeni kitap, Erdem'in ilham kaynaklarını kronolojik bir sırayla dizmiyor, duygular üzerinden ele alıyor. Amerikan Vogue'un efsane yayın yönetmeni olarak tanıdığımız ve yakın zamanda bu görevine veda eden Anna Wintour'un yazdığı ön söz ile açılan kitapta, Glenn Close'tan Nicholas Cullinan'a, Andrew Bolton'dan sanat ve edebiyat dünyasının farklı isimlerine uzanan katkılar yer alıyor. Metinlerin fotoğraflar kadar ağırlık taşıması, "Erdem"i klasik moda monogra-filerinden ayırıyor. Bu, bir markanın değil, bir zihnin ve bakışın hikâyesi.

Kırmızı halı tercihi

Erdem'in küresel görünür-lüğü, elbette giydirdiği isimlerle de şekillendi. İngiliz Kraliyet Ailesi'nden Galler Prensesi Catherine, Erdem'i çağdaş kraliyet zarafetinin simgelerinden biri hâline getirdi. Michelle Obama, Keira Knightley, Alexa Chung, Naomi Watts, Rosamund Pike gibi isimlerin kırmızı halı tercihlerinde Erdem imzası, markanın entelektüel feminenliğini uluslararası bir boyuta taşıdı. Ancak Erdem'i gerçekten ayıran, ünlüler listesi değil, seçtiği ilham figürleri. Maria Callas, Radclyffe Hall, Bloomsbury Grubu kadınları, Devonshire Düşesi Deborah… Tarihin merkezinde değil ama tam kıyısında duran bu güçlü karakterler, Erdem'in koleksiyonlarında idealize edilmeden, çelişkileriyle var oluyor. Kitapta da bu yaklaşım açıkça hissediliyor. Sessiz kalmış hikâyeler bugünün diliyle yeniden anlatılıyor.

Erdem'in kadın karakterleri

Erdem, trendlerin peşinden koşan bir tasarımcı değil; tarih, sanat ve kimlik meseleleriyle bilinçli bir ilişki kuran nadir isimlerden biri olarak öne çıktı. Özellikle Erdem'in kadın karakterleri güzel olmak zorunda bırakmadan, karmaşık ve bazen rahatsız edici hâlleriyle ele alması, bu bakışın temel noktasıydı. Bu yaklaşım, Erdem'in sergilerinde de belirgin. 2024'te Chatsworth House'ta açılan "Hayali Konuşmalar" sergisi, mekânla kurulan bir hafıza diyaloğuydu. Deborah Devonshire'ın gardırobundan parçalar, Lucian Freud'un portresi, yarım bırakılmış dikişler ve arşiv belgeleri, Erdem'in modayı sonuç olarak değil, devam eden bir süreç olarak gördüğünü ortaya koydu. Daha önce müze mekânlarında ve tarihi yapılarda gerçekleştirdiği sunumlar gibi, bu sergi de defile ile sergi arasındaki sınırı bilinçli olarak belirsizleştirdi.