Saha dışında susmak

Futbolun ve genel olarak sporun en büyük yalanlarından biri şudur: Saha dışı ayrı, saha içi ayrı. Oysa bugün bir spor figürü istemese de dünyanın tam ortasında durur. Sadece attığı golle, kazandığı kupayla değil; suskunluğuyla da konuşur. Çünkü artık spor, milyonların izlediği bir oyun olmaktan çıktı; küresel bir sahneye, politik ve kültürel bir etki alanına dönüştü.

Bu tartışmayı yeniden alevlendiren son örnek Pep Guardiola oldu. Birkaç gün önce basın toplantısında bir gazeteci kendisine Filistin'i sorunca İsrail'in Filistin'de sivillere yönelik saldırıları karşısında sessiz kalamayacağını, yaşananların soykırım olduğunu söyledi. Gazze'den, Ukrayna'dan, Sudan'dan söz etti, "Sessizlik de bir suçtur" dedi. Ardından İngiltere'deki Yahudi temsilciler konseyinden sert açıklamalar geldi; "Senin işin futbol, futbola odaklan."

Ama Guardiola geri adım atmadı, "Teknik direktör olduğum için neden ne hissettiğimi söyleyemeyeyim Dünyanın istediği bu zaten. Gözümüzün önünde öldürülen masumlara sessiz kalmak."

Sporcu sadece sporcu mu

Bu soru yeni değil. 1968 Meksika Olimpiyatları'nda Tommie Smith ve John Carlos, ayakkabısız şekilde kürsüye çıkıp siyah eldivenleriyle yumruklarını havaya kaldırdıklarında da aynı tartışma yaşanmış, "Atletizm siyasete alet ediliyor" denmişti. Oysa bugün o fotoğraf, spor tarihinin en güçlü insan hakları simgelerinden biri.

Muhammad Ali, Vietnam Savaşı'na gitmeyi reddettiğinde kemerini, lisansını, parasını kaybetti. Ama kazandığı şey, spordan çok daha büyüktü: ahlaki bir duruş. Colin Kaepernick, Amerikan marşı sırasında diz çöktüğünde NFL kariyerini fiilen bitirdi; ama ABD'de ırkçılık ve polis şiddeti tartışmasını sporun merkezine taşıdı.

Bu örnekler şunu gösteriyor: Sporcular ve teknik adamlar, isterlerse "sadece sporcu" olabilirler. Ama bunu seçtiklerinde bile aslında politik bir karar vermiş olurlar.

Vicdan mı, taraf mı

Guardiola'nın çıkışı bu yüzden önemli. Çünkü Guardiola herhangi biri değil; dünyanın en görünür teknik adamlarından biri. Sözleri milyonlarca insana ulaşıyor, tepkilerin sertliği de buradan geliyor. Peki ne yaptı Bir hükümeti, bir partiyi, bir askeri stratejiyi mi savundu Hayır. Sivillerin ölmesine karşı çıktı. Çocuklardan, hastanelerden, insani felaketten söz etti. Burada kritik bir ayrım var: İnsani duruş ile politik taraf tutmak aynı şey değil.

Ancak günümüz dünyasında bu çizgi giderek bulanıklaşıyor. Çünkü hangi insani krizi konuştuğunuz bile, otomatik olarak bir "taraf" tanımı yaratıyor. Gazze'den bahsettiğinizde İsrail yanlısı grupları, Ukrayna'dan bahsettiğinizde Rusya'yı savunanları karşınıza alıyorsunuz. Sessizlik ise kimseyi rahatsız etmiyor ama kimseyi de korumuyor.

Bazı sporcular bilinçli olarak susmayı seçiyor. Reuters'a göre, sosyal medyada dolaşan Cristiano Ronaldo'nun Filistin'i desteklediğine dair kayıtlar deepfake çıktı. Yani aktif bir açıklaması yok ve küresel krizlerde doğrudan politik açıklamalardan özellikle kaçınıyor.

Bu tercih, bir kesim tarafından "profesyonellik" olarak okunuyor. Bir diğer kesim içinse bu, gücünü kullanmamak anlamına geliyor. Burada rahatsız edici bir soru var: Milyonlara hitap eden bir figür, susarak gerçekten nötr kalabilir mi Çünkü sessizlik de bir mesajdır.