Kulüp hastalığı

Milli takım teoride hepimizin takımıdır. Pratikte ise kimsenin takımı değildir. Çünkü bizde milli takım izlenmez; şüpheyle denetlenir. Sevilmez; sahiplenilir. Desteklenmez; sorgulanır. Ama bu sorgulama sağlıklı bir aklın ürünü değildir çoğu zaman. Daha çok bir refleksin, bir alışkanlığın sonucudur: "Bizden olan oynuyor mu"

Forma kırmızı-beyazdır ama gözlükler değişmez. Kimi sarı-kırmızı bakar, kimi sarı-lacivert, kimi siyah-beyaz. Ve o gözlükler çıkmadığı sürece sahada oynanan oyunun önemi kalmaz. Çünkü mesele futbol değil, aidiyettir. Tam da bu yüzden Türkiye'de milli takım hiçbir zaman gerçek anlamda bir üst kimlik olamadı. Kulüplerin üstünde birleşilen bir alan değil, kulüp rekabetlerinin taşındığı yeni bir saha oldu. Ve bu durum artık sadece taraftar davranışıyla sınırlı değil; yöneticisinden yorumcusuna kadar yayılan bir zihniyet problemine dönüşmüş durumda.

Montella, Dünya Kupası play-off maçları öncesi makul bir talepte bulundu. En azından Türkiye'de oynayan oyuncuların daha az yorulması, kampa daha erken katılması ve milli takımın daha iyi hazırlanabilmesi için lig fikstüründe düzenleme yapılmasını istedi. Bu, dünyanın neresine giderseniz gidin milli takım önceliği olarak kabul edilen bir yaklaşım.

TFF de fikstürde değişikliğe gitti. Buraya kadar her şey olması gerektiği gibiydi. Kimse itiraz etmedi. Ta ki Fenerbahçe Avrupa'dan elenip, yola devam eden Galatasaray'ın Liverpool ile oynayacağı maç, düzenlenen lig programıyla çakışıncaya kadar. Galatasaray'ın ertelenen lig maçı, futbolcularının kampa sonradan katılmasıyla işin içine yine kulüpçülük girdi, akıl geri çekildi, refleksler devreye girdi.

Normal şartlarda tartışılması gereken şuydu: "Bu planlama daha iyi yapılabilir miydi" Ama bizde mesele anında başka bir yere evrildi: "Galatasaray yine mi kollanıyor"

Fenerbahçe ve Beşiktaş cephesinden yükselen tepkiler, aslında sadece bir fikstür eleştirisi değildi. O tepkiler, milli takım söz konusu olduğunda bile kulüp reflekslerinden çıkılamadığının itirafıydı. Halbuki burada gözden kaçan temel bir gerçek vardı: Bu düzenlemelerin amacı bir kulübü değil, milli takımı korumaktı.

Benzer bir zihniyet, oyuncu tercihlerinde de kendini gösteriyor. Orkun Kökçü, Romanya maçında ilk 11'de başlamadı. Teknik bir karar, taktik tercih, maç planı... Bunların hepsi futbolun doğasında olan şeyler. Ama Türkiye'de bu tür kararlar da futbol üzerinden değil, kimlik üzerinden okunuyor.