Şampiyonlar Ligi son hafta tüm maçlar aynı saatte başladı. UEFA'nın tahmini 800 milyon kişinin aynı anda Şampiyonlar Ligi maçı izleyeceği yönündeydi. Bu büyük rakamın içinde Türkiye'yi temsilen bizler, neyse ki kafamız rahat kurulduk koltuklara. Galatasaray'ın puan mecburiyeti olmadan çıktığı maçta beklentimiz oyuncuların tutkuları ve kimlikleriyle, keyif alarak oynamalarıydı. Ama tabii ki aynı zamanda bir organizasyonla da.
City gibi bir takım karşısında savunmayı öne çıkarmak derin boşluk demek ki, bunun cezası erken bir gol oldu. Galatasaray savunmayı derinleştirmeye çalıştığında ise ceza sahasının üstünü savunamadı ve kalesinde iki golle soyunma odasına gitti. Transfer döneminde sürekli gole yakın oyuncuların ismi geçerken ilk günden beri merakla bir savunma oyuncusu inecek mi diye bekliyorum. İki stoperinin tatminkâr bir alternatifi olmayan, bu sezon çok daha kolay gol yiyen sarı kırmızılıların belli ki aklında böyle bir plan yok.
Teknik ve fizik kalite farkının uçurum yarattığı, sürekli öne oynayan, topu hızlı ve doğru dolaştıran City gibi bir rakip karşısında, Galatasaray'ın fark yaratabileceği tek konu ikili mücadele olurdu. Ancak ilk yarı sonunda onda bile 28-15 rakibinin gerisinde kaldı. Her ne kadar ikinci yarı daha derli toplu bir görüntü çizmiş olsa da yeterli olmadı.

9