Geçenlerde eski bir manken, sosyal medyada futbol yorumcusu bir arkadaşımıza sataştı. Cümleler tanıdık, üslup tanıdık, özgüven fazlasıyla tanıdıktı. Aslında mesele o manken de değildi. O, Türkiye'de yıllardır süren bir alışkanlığın görünür hale gelmiş bir başka örneğiydi sadece.
Çünkü bu ülkede futbol, herkesin sevdiği bir oyun olmaktan çoktan çıktı; herkesin bildiğini sandığı bir alan haline geldi. Takım tutmak, uzmanlıkla; maç izlemek, yetkinlikle; yüksek sesle konuşmak, bilgiyle karıştırılıyor. Ortaya çıkan tablo tanıdık: Futbolcuya futbol öğreten seyirci, teknik adama taktik çizen sosyal medya kullanıcısı, spor yorumcusuna, "Sen futboldan anlamıyorsun" diye parmak sallayan bir kalabalık.
Oysa kimse ekonomiden bu kadar emin konuşmuyor. Kimse enflasyon üzerine "Bence böyle" diye ahkâm kesmiyor. Kimse Merkez Bankası'na tweet atıp faiz öğretmeye kalkmıyor. Çünkü ekonomi zor. Terminolojisi var, literatürü var ve en önemlisi: Cahil görünme korkusu var. Futbolda ise tam tersi bir rahatlık hakim. Bilgi eksikliği utanılacak bir şey değil, gururla sergilenen bir özgüven kaynağı.
Elbette futbol herkesin konuşabileceği bir oyun. Tribünde bağırmak da, evde, işte tartışmak da bu oyunun doğasında var. İtiraz edilen şey konuşmak değil; hüküm vermek. Fikir beyan etmekle, bu işi meslek olarak yapan insanlara had bildirmeye kalkmak arasında ciddi bir fark var. Bizde futbol, bir aidiyet meselesi olarak yaşanıyor. Takım tutmak, kimliğe dönüşüyor. "Ben böyle hissediyorum" cümlesi, "Ben böyle biliyorum"un yerini alıyor. Hatta çoğu zaman hisler bilgiye tercih ediliyor. Ve maç izlemek, her şeyi bilmek için yeterli sanılıyor.
Spor yazarlığı da bu özgüven patlamasının en kolay hedeflerinden biri. Türkiye'de spor yazarlığı hâlâ "Maç izleyip yazı yazmak" zannediliyor. Oysa spor yazarlığı; oyun bilgisi kadar veri okumayı, tarihsel arka planı, kulüp ekonomisini, hatta sosyoloji ve psikolojiyi de kapsıyor. Bir maçı izlemek başlangıç olabilir ama yeter şart değildir. Nasıl ki her haber izleyen gazeteci olmuyorsa, her maç izleyen de spor yazarı olamıyor.
Ama futbolun dilini herkes konuştuğu için bu emek çoğu zaman görünmez hale geliyor. Kimse bir hukuk metnini okuyup "Ben böyle hissettim, yanlış yazmışsın" demiyor. Kimse bir doktorun teşhisine "Bence öyle değil" diye çıkışmıyor. Çünkü o alanlarla aramızda mesafe var. Futbolda ise o mesafe yok. Herkes oyunun içinde olduğunu sanıyor. Tribünde olmak, sahada olmakla eşdeğer görülüyor.

22