Zanzibar notları

Yirmi beş dakikalık muazzam bir belgesel izlemiştim. Her bir bölümü farklı bir coğrafyada, farklı bir ailenin hikâyesini aynı dertle harmanlayıp ele alıyordu belgesel. Aile Olmak belgeselinin her bir bölümü birbirinden güzeldi; fakat Amani'nin hikâyesi niyeyse beni biraz daha etkilemişti. Amani, birçok takımadadan oluşan Zanzibar'ın altı kilometrelik uzunluğa sahip adalarından birisinde yaşıyordu. Sürekli bir koşuşturmaca içinde olan Amani, dünya telaşesiyle hiç yerinde duramayan bizlere çok şey anlatıyordu. Daha önce ilk kez Davut Gazi Benli hocamızın seyahat hatıralarını bir araya getirdiği "Dünya Dedikleri'' kitabında okuduğum Zanzibar ismi yine düşüyordu önüme. Belgeseli baştan sona anlatacak değilim. Mevzubahis belgeseli de kitabı da işin meraklısı bir çırpıda okuyup/izleyip gönül coğrafyalarına kanatlanıp gidecektir.

Biz kanatlandığımız zaman kendimizi bu coğrafyada buluverdik. Tanzanya'nın Kilimanjaro, Arusha, Singida şehirlerinden sonra ve en nihayetinde yolumuz Zanzibar'a düşüyor. Zanzibar, yarı özerk bir yapıya sahip. Şu sıralarda sosyal medya fenomenlerinin Afrika'nın en güvenli şehri olarak lanse ettikleri bir yer olarak karşımıza çıkıyor. Sokaklarında gezince gerçekten öyle olduğunu görüyorsunuz. Nüfusunun yaklaşık %95'inin Müslüman olmasının bunda bir payı olduğunu arıyoruz her sokağında. Sokaklarında Filistin bayrağına rastlayınca mutlu oluyorsunuz. Türk restoranında kendinizden bir şeyler bulmak, yağmurdan sonraki toprak kokusu gibi geliyor. İçimizin kuruyan yerlerine doğru o yağmuru hissediyorsunuz insanlar arasında. Zanzibar'ın yol işlerini yapan en büyük iki şirketin Türkler tarafından işletildiğini öğrenince şaşırıyorsunuz.

Öncelikle Zanzibar'da bir dizi insani yardım faaliyetine iştirak ediyoruz. Biz böyle uzak diyarlardayken Türkiye'de kızım Sümeyye, günlüğüne özlemlerini yazar. Ben o mesajı yetimlerle kucaklaştığım esnada yutkunarak okurken yetimhanede adını sorduğumuz ilk zeytin gözlü güzel, adının Sümeyye olduğunu söyler... Yol böyledir. Tevafuklarla, özlemlerle doludur. Nasibine yolda bazen yaralar, bazen merhemler düşer. Hangisini geride bıraksan yara, hangisine sarılsan merhemdir.

Yaralarımızı ve merhemlerimizi heybemize aldıktan sonra şehri temaşa etmek için yola koyuluyoruz. İstikametimiz: Changuu Adası. Yirmi dakika sürmesi beklenen tekne yolculuğumuz, teknenin motoru bozulduğu için biraz uzuyor. Daha önceki günlerde de sekiz saatlik kara yolculuğunda iki kez aracımızın tekeri patladığı için bu aksaklıklar rutin hâline gelmişti. İçerisinde tanzanit taşlarının da sergilendiği bir müzenin yer aldığı ada, muhakkak görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Bir zamanlar insanların bir eşya gibi köle olarak alınıp satıldığı bu topraklarda hâlâ bu sömürge faaliyetlerinin izlerini görmek mümkün. Bugün müze ve otel olarak kullanılan Changuu Adası'nda bulunan binaların duvarları, adeta yaşanan acıların izlerini taşıyor... Hapishane koğuşu olarak kullanılan odalarda, o günlerde kölelerin bağlandığı zincirlerin halkalarını görüyor ve üzülüyoruz. İçerisinde bulunan dev kaplumbağalardan dolayı "Kaplumbağa Adası" olarak da adlandırılan adaya şimdilerde özel teknelerle ve genel toplu taşıma şeklinde ulaşım sağlanabiliyor. Şehir merkezindeki bir başka köle müzesinde şahit olduklarımız ise daha da acı... Kölelerin bekletildiği dar mahzenler, açık köle pazarları... Sanki insanlığın boynundaki görünmeyen o zincirleri yeniden hatırlatıyor. Bu adadan sonra berrak turkuaz renkli suları ve ince beyaz kumlarıyla Nakupenda Adası gerçekten göz dolduruyor. Bu göz dolduran doğal güzelliklerin yanında hazin tablolar da yok değil.

Hemen hemen herkesin diline pelesenk olan "hakuna matata" sözünü unutmam mümkün değil. Hakuna matata, Doğu Afrika'da konuşulan Svahili dilinde "sorun yok", "her şey yolunda" anlamına gelen bir kelime. Yine hemen hemen aynı anlama gelen ve Doğu Afrika'da çok yaygın bir felsefe olan ''pole pole'' ise "yavaş yavaş", "acele etme", "sakin ol" anlamlarına geliyor. Burada birileri bunları dillendiriyorsa bilin ki bir sıkıntı vardır. Bu sözden sonra ''Haraka haraka'' diyen birisini duyunca nasıl seviniyoruz! Bu kelime de ''acele acele'' anlamına geliyormuş. Biz hiç şüphesiz ''haraka haraka'' diyen Yasir kardeşimizi tercih ediyoruz. İyilik için, güzellik için, tüm İslam coğrafyası için haraka, haraka... ''Acelemiz yok, çok acelemiz var'' diyen Sadık Battal'a selam gönderiyoruz.