Bülent Akyürek ağabey vefat etmeden önce ara ara gençlere kendisinden bahsedip son kitabı ''Satılık Adam'' romanını tavsiye ediyordum. Sürekli üreten, konferanslar veren, kafa patlatan Bülent Akyürek'in uzun bir ayrılık sürecinden -on dört yıl sonra- yazdığı bu kitabı okuyup, yazmalı, üzerine röportajlar yapmalıydı. Necmeddin Ali Yılmaz kardeşimiz Millî Gazete için röportaj için aradığında takatinin olmadığını, ölüm döşeğinde olduğunu söylemişti.
''Bir kelime alsan kalbim / Tutunsan kitabın sayfalarına" diyen şaire bir şerh düşercesine; ''Bir kelime kalmalı bizden" demişti Bülent Ağabey. Ondan geriye birçok kelime bıraktı. İman, sabır ve şükür... Çok acı çekti, hiçbir acının elbette lügatte karşılığı yoktur. Ancak onun tarifini aynı acıyı çeken izah edebilir. Kendisi de böyle izah etmişti acılarını:
"5 yıl felç kaldım. Ağrılar içinde sadece tavana bakıp kitap okuyabiliyordum. İşsizdim, kiradaydık, binlerce kitabım ve bütün ev eşyaları satılmıştı. Evde eşim, ben ve ilaç kutuları kaldı. Babamın evine taşındık. Birkaç yıl sonra Batıkent Metrosu'nun kazı çalışmalarının olduğu yere gece yarısı zor bela inleyerek inip bir taş alarak diz kapaklarıma, kafama, omuzlarıma çıtımı çıkarmadan vurup kemiklerimi kırdım. Saatler sonunda bulunduğumda gece boyunca başımı bekleyip bana bir şiir yazmıştı eşim (Fatma Akyürek). O şiiri Onur Akın besteledi ve on yıldır hit. Benim şiire olan soğukluğum belki de bu yüzdendir."
Bir Kitap Oku
Taha Kılınç, muazzam bir emekle kaleme aldığı "Kayıp Bir Coğrafyanın İzinde: Doğu Türkistan Seyahatnamesi" kitabının son sayfalarını okuyup kapağını kapatmaya hazırlanırken kendi kendime hayıflanmadan edemedim: Niçin kendimize, kendi coğrafyamıza, bizden olana bu denli uzağız
Ben böyle hayıflanırken kitabımızın yazarı da dünya üzerinde birçok seyahatler yapmasına rağmen Doğu Türkistan'a ancak 45 yaşında gidebilmesini eskilerin bir deyişiyle izah ediyordu: "her şeyin bir vakt-i merhunu vardır".
Çin'in cami siyaseti, İslamsız yetişen boyunlarına kızıl bayraklı flamalar bağlanmış Uygur çocukları, bizim çocuklarımız... Tesettür yasağına maruz kalmış, beyleri toplama kampına "eğitilmeye!" gönderilmiş Uygur kadınları... Bizim bacılarımız... İslamsız hayatlar, kızıl bayraklı camiler. Tüm bunları tekrar tekrar okuyunca bize düşen de vakt-i taarruz ilan edip Doğu Türkistan'a dair elimizi taşın altına koymaktır. Kitabın muhteviyatından hareketle buraya dair neler yapabiliriz sorusuna üç başlıkta cevap vermeye gayret edelim.
1) Kitap bizlere birçok kapı aralıyor. Kitabı hiç yazmamış olsa bile sonunda verdiği tavsiye metinler kısmı oldukça kıymetli. Doğu Türkistan'a dair tavsiye metinler ile nerden başlamalı sorusunun cevabı da kendiliğinden verilmiş oluyor.

5