Sorunlar büyüyor

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, geçtiğimiz haftalarda TÜK tarafından milli gelirin 18 bin doları aştığının açıklanmasının ardından yüksek gelir grubundaki ülkelere dahil olduğumuz yönünde bir açıklama yapmıştı. O açıklamadan birkaç saat sonra ise, AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, emeklilere verilen zamma bile zorlukla kaynak bulunduğunu açıklamıştı, tesadüf işte.

Birbirini yalanlayan bu iki açıklamadan hangisinin doğru olduğunu kamuoyu takdir edecektir nasıl olsa. Ancak akla şöyle bir soru da gelmiyor değil; madem yüksek gelir grubuna dahil olduk, neden elektrik ve doğalgazda faturaların bir kısmı devlet tarafından karşılanıyor Herkes biliyor ki, bu apaçık bir "sosyal yardım" ödemesidir. Bunun petrol veya doğalgaz keşfiyle değil, son 5-6 senede perişan olan halkın ekonomisine biraz destek çıkarak seçmen tepkisini engellemeye çalışmakla ilgisi olduğunu herkes biliyor ne de olsa.

Ve madem reel gelir artıyor, o halde neden milyonlarca emekli bugüne kadar görülmemiş bir ibretlik hadise olarak geçim sıkıntısıyla yanıp kavruluyor Büyükşehirlerde, en düşük kirayı bile karşılamaz hale gelen emekli aylıkları ve asgari ücret gibi bir realite ortadayken, nasıl oluyor da yüksek gelir grubuna geçtiğimiz söylenebiliyor

Ve elbette ki, "rasyonaliteye geçiş" diye pazarlanan, gerçekte ise tipik bir "kemer sıkma" reçetesi olan "enflasyonla mücadele programı" fiyaskosu. 2023 Haziran'dan beri uygulanan bu program, halkın alım gücünü kısarak, tabiri caizse vatandaşın ümüğünü sıkarak ve yüksek faiz uygulayarak enflasyonun düşeceği ham düşüncesi üzerine kuruluydu. 3 seneye yaklaşan program, bugün dahi vatandaş tarafından kabul görmüyor ve bu durum da hane halkının enflasyon beklentilerine yansıyor. TCMB'nin beklenti anketinde hane halkının 12 ay sonrası için enflasyon beklentisi yüzde 50'ye çıkmış vaziyette. Ortada bir başarıdan söz edilebilir mi

2026'nın başındaki enflasyondaki sıçramayı zirai dona, gıdadaki ekstrem koşullara vs bağlayarak işin içinden çıkılamaz. Programın başarısızlığı gıda fiyatlarındaki ve son dönemdeki İran merkezli savaşın enerji fiyatlarını artırmasıyla açıklanamaz. Son yıllarda küresel ölçekte gıda fiyatlarındaki artışla Türkiye özelindeki artış arasında dağlar kadar fark var.

Gıda enflasyonunu üreticinin maliyetlerini düşürme ekseninden, yani meselenin kökünden değil de sadece market etiketleri üzerinden yaklaşarak, denetimlerde öne çıkan birkaç fahiş fiyat için ceza uygulayarak düşürmeye çalışmak, elbette ki istenen sonucu vermez. Fahiş fiyatla mücadele illa ki yapılacak, bunu istismar edenlere tabii ki hak ettikleri yaptırımlar uygulanacak, ancak topyekün gıda enflasyonu meselesini sadece bu noktaya odaklanarak çözmek mümkün olmaz, olmuyor da.