Fon krizi veya vurgunu, her gün farklı bir skandalı ortaya koyarken, yine de kamuoyuna gösterildiği kadar kısmıyla biliniyor ancak. İş dünyasından siyasete ve bürokrasiye uzanan bir ilişkiler ağının söz konusu olduğu anlaşılıyor, "sorunun" 455 bin kişiyi ilgilendirmekten çok daha kapsamlı olduğu ve borsaya da uzanan bir spekülasyon ağı olduğu gözüküyor.
Bu sorundan veya skandaldan, iktidar cenahının bir kısmı da ciddi manada rahatsız olduğu halde, yine de mesele tam manasıyla konuşulamıyor. Tüm hatlarıyla ortaya konulamıyor. Bu işe karışmışların detaylı bir listesi ve mekanizmanın nasıl yürütüldüğü gibi konular kamuoyunu tatmin edecek şekilde ortaya konmuyor.
Kamuoyunu teskin etmek veya tabiri caizse gazını almak için birtakım tedbirler duyurulurken, orada bile bir kısım zevata ayrıcalıklı muamele iddialarının ve algısının da önüne geçilemiyor. Bu da "kişiye göre hukuk" algısını doğuruyor, adalet duygusunu iyiden iyiye zedeliyor.
Bu işin fon ayağı kadar borsa ayağı da olduğu ve asıl büyük vurgunun orada yapıldığına dair ortaya konan veriler ve buharlaşan trilyon liralar, milyonlarca mağdur olduğunu gösteriyor.
Bir eski bakanın isminin geçmesiyle, ki o da muhalefet milletvekilinin açıklamasıyla duyuldu, kamuoyu gündeminin merkezine oturan bu skandal veya vurgun, "fahiş kazanç elde edenin geri getirmesi" gibi enteresan bir durumu da ortaya koydu. Böyle olmasının hukuki süreci aksatmayacağının birçok kez açıklanmasına rağmen kamuoyunda belli bir kesimin bu işten sıyrılacağı düşüncesinin de önüne geçilemiyor. Toplumu bu konuda ikna etmek için en başta herkese eşit muamelede bulunulması, işin merkezinden olduğu düşünülen bazı isimlerin parayı iade ederek bu işten sıyrılabileceği algısının kırılması gerekiyor.
En başta da eski bakanın, görünüşte hiçbir umut vaat etmeyen bir hisseye bu kadar parayı neden bağladığı, söz konusu parayı nereden bulduğu gibi soruların cevaplanması gerekiyor. 4 ayda 15-20 kat kazancın "fahiş"ten de öte tam bir "insider trading" hadisesi olduğunu da tespit etmek lazım herhalde. Bunun da yasalarda bir karşılığı muhakkak ki bulunuyor.
Türkiye'nin son yıllarda içine sürüklendiği ekonomik çıkmaz ve özellikle de enflasyonun patlamasıyla birlikte yaşanan hızlı fakirleşme, beraberinde deneyimlenen aleni servet transferi de bu meseleden bağımsız değil. Türkiye'de zengin-yoksul ayrımı öylesine derinleşti ki, belli bir kesime mensup insanların, bunların çoluk çocuğunun, eşinin dostunun sağladıkları kazançlar, normal insanların rüyalarında göremeyeceği seviyelere ulaşıyor. "Hayatın normal akışına uymayan" kazançların olduğu yerde de muhakkak siyasi ve ekonomik ilişkiler kesişiyor, bir zamanlar mahsurlu karşılanan siyaset-ticaret münasebeti belli bir kesimin semirdikçe semirmesine, doymak bilmeyen bir iştahla her alanı parsellemesine neden oluyor.

17