İçinde bulunduğumuz ve 100 yılı aşkın Cumhuriyet tarihindeki iktisadi deneyimlere bakarak herhangi bir yere koyamadığımız, daha önce yaşanan krizlere benzemeyen ve aslına bakılırsa daha önce benzeri yaşanmamış olan krizden öte buhran halini, bir metamorfoz veya yapıbozumu çağrıştıran "ekonomik vakıa", halkın gündelik hayatında önemli yeri işgal ediyor. Varlığıyla, insanların gününü, hayatını yaşanmaz hale getiriyor, geleceğini bir belirsizlik girdabına sürüklüyor.
Türk toplumunun yaşadığı sorunlar arasında, insanların hayatını ve geleceğini doğrudan etkilemesi, emeklerini zayi, gelirlerini hiç etmesi hasebiyle, belki de en başlıca olanı bu ekonomik vakıa. Ancak gelin görün ki, 7-89senden beri süren ve sadece hayat pahalılığı gibi tek boyutta değil de çok boyutlu şekilde ilerleyen bu vakıa, ne siyasetin ne de idarecilerin gündeminde adamakıllı bir yer edinemiyor.
Yüksek enflasyon ve buna bağlı olarak hayat pahalılığı reel gelirleri eritip insanları geçim sıkıntısına sürüklüyor. Ancak bunun da ötesinde enflasyonun ahlakı da bozan, fiyat algısını da yerle bir eden, toplumda fırsatçılığa yol açan pek çok mahsurlu yönü de var.
Bu noktada ücretliler, maaşla geçinmek zorunda olanlar, sabit gelirliler, emekliler en mağdur kesimleri oluşturuyor. Bunların toplumdaki karşılığı on milyonlarca insan demek. Bu insanların çektiği sıkıntılar, 3 senedir yürütülen enflasyonla mücadele programına rağmen azalmak yerine artmaya devam ediyorken, bu durumun siyasetin gündeminde bile yer almaması gerçekten hayret verici.
3 senedir süren bir "kemer sıkma" programı olamaz. Buna insanların dayanabilmesi mümkün değildir, nitekim dayanamıyor da.. Banka kredisi kullananların veya kullanmak zorunda kalanların sayısı 44,5 milyona ulaşmış ve bunların sayısı son 1 yılda 2,1 milyon artmış. Denize düşenin yılana sarılması misali, ay sonunu getiremeyen, borç batağından kurtulmak isteyen faizcilere başvuruyor! Borcu borçla, hem de yüksek faizli borçla kapatmaktan medet umar hale gelen insanların varlığı bile uygulanan ekonomi politikalarının fiyaskosunu ortaya koyuyor.
Son 7-8 yıllık süreçte yaşanan hızlı yoksullaşma, orta direğin bir kez daha ölümü, yoksul ve orta halli kesimlerden zenginlere doğru bir servet transferi, bu yaşadığımız ekonomik dönüşümün veya yapıbozumun başat özellikleri olarak görünüyor.
Bu süreçte, 100 yıllık Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir kira krizi de yaşanıyor. Bu kriz, arzın talebin altında kalması kaynaklı kısa süreli bir fiyat sıçramasından öte bir sıkıntıya dönüşmüş durumda. Önü alınmayan kiralar, özellikle İstanbul'da ortalama maaş düzeyinin bile yarısına erişmiş, düşük maaşların ise dörtte üçünü aşmış durumda. En temel insan hakkı olan barınmada yaşanan böylesi bir kritik sorunu, "devlet eliyle kiralık ev" projesiyle vs çözmenin mümkün olmadığı, işlevsiz "kiraya yüzde 25 sınırı" uygulamasında görülmüştü zaten. Böyle giderse, ki aksi yönde bir emare gözükmüyor, büyük şehirlerden Anadolu'ya "kira göçleri" yaşanması çok olası görünüyor.

28